|
tarlakusu
Member since: 2009-06-12
Feeds: 5
Categories
|
Preview: Bizede Anlat
![]() Bizede AnlatBizede AnlatLast Build Date: Sat, 31 Oct 2009 10:56:36 +0000
Aritmatik Fri, 16 Oct 2009 18:49:00 +0000 Bakıyorum yaşıyorum anlamaya çalışıyorum aklıma gelen sadece şunlar oluveriyoralın aritmatik iyilik severliğinizi rahatlatın vicdanlarınızı aldım verdim ben.....diye yapın hesaplarınızı. oluverin bir aritmatik taraf ,koltuk altlarınıza sokuşturduğunuz gazeteciklerinizle. unutarak yaşayın,rahat olun.
ESTETİK Sat, 30 May 2009 11:47:00 +0000 ESTETİK (SANAT FELSEFESİ)Prof.Dr. Mustafa ErgünİÇİNDEKİLERA. Estetik Konusu1. Felsefe Açısından Sanata) Sanat1) Taklit (mimesis)2) Yaratma3) Oyunb) Sanat eseri2. Estetiğin temel kavramlarıa) Güzellik1) Güzel nedir ?2) Doğa güzelliği ve Sanat Güzelliği3. Güzelliğin nitelikleriOrantı ve simetriUyum (harmoni)b) Güzellik- hakikat- iyi- hoş- yüce ilişkisiGüzel ve hakikat (doğruluk)Güzel ve iyiGüzel ve hoşGüzel ve faydalıGüzel ve yüceB) Estetiğin temel sorunlarına yaklaşımlar1) Estetik yargıların yapısı ve özellikleri2. Ortak estetik yargıların olup olamadığıa) Ortak estetik yargıların olmadığını ileri sürenlerb) Ortak estetik yargıların varlığını kabul edenlerA. Estetik Konusu“Estetik” kelimesi Yunanca “aisthesis” veya aisthanesthai” kelimelerinden gelir. Duyum, duyular, algı, duygu ile algılamak gibi anlamlar taşır. Bu kelimelerden çıkarılabilecek olan, estetiğin, duygusallığın sağladığı bilgilerin bili-mi olmasıdır.Estetiğin kurucusu Alexander G.Baumgarten’-dir (1714-1762). Ona göre mantık, düşünce ve zihne bağlı yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu inceleyen bir bilimdi. Estetik de duyu ve duygulara bağlı bilgilerin doğruluğunu incele-yecekti. Yani estetik mantığın ikiz kardeşi veya duyulara dayalı bilgilerin mantığı olarak ortaya konmuştu.Felsefenin içinde üç temel normatif bilim vardır. Bunlar doğruluk temeli üzerine kurulmuş Man-tık, iyilik temeli üzerine kurulmuş Ahlak ve güzellik temeli üzerine kurulmuş Estetiktir. Dolayısıyla estetik duyusal alanın bütün geniş-liğini değil, özellikle güzel olan kısmını inceler. Bu nedenle, bir ara estetik kelimesi yerine güzellik bilimi veya felsefesi kavramları da önerilmiştir (J.G. Herder ve G.W.F. Hegel tarafından).Ancak daha sonra estetiğin temel değerinin sadece güzellik olarak sınırlanmasına karşı çıkanlar olmuştur (I. Kant, Fr. Shiller, K. Rosenkranz, L. Wittgenstein gibi). Onlara göre yüce, trajik, komik, zarif, ilginç, çocuksu (naif) soylu, çekici ve hatta çirkinlik bile estetiğin inceleyeceği değerler içine girebilir.Estetiğin araştırma alanını güzellik ve sanatla sınırlayan geleneksel anlayışa karşı, sezgi ve sezginin ifade edilmesini teklif edenler (B. Croce) pek kabul görmemiştir. Estetik bilimi gene bir sanat felsefesi olarak kabul edilmek-tedir.Estetiğin kaynağı konusunda ise değişik görüş-ler bulunmaktadır. Esas estetik olanın estetik obje (sanat eseri) değil, onu yapan ve ona bakan kişideki psikolojik duygular olduğunu savunan psikolojik estetikçiler (Th. Lipps) var-dır. Buna karşılık subjektif yaklaşımdan uzak, esas estetik olanın obje, sanat eseri olduğunu savunan fenomenolojik estetikçiler (L. Witt-genstein) vardır.Aslında felsefi estetik bütün bunları birleştirir; psikolojik estetik (süje), fenomenolojik estetik (obje), sanat felsefesi ve estetik değerler man-tığı (estetik yargı) bir bütün olarak işlenir.1. Felsefe Açısından SanatSanat birçok bölümleri, akımları, çeşitli şekil-lerde uğraşanları, müzeleri, sergi ve gösteri salonları v.s. olan büyük bir sosyal faaliyet alanıdır. Resim, heykel, mimari, müzik, edebi-yat, tiyatro, sinema, fotoğraf gibi birçok dalları olan sanat, çeşitli bilimlerce incelendiği gibi felsefe açısından da incelenmektedir. Bu ince-leme sık sık sanatın toplumsal, psikolojik ve teknik incelemeleriyle çakışmaktadır.a) SanatSanatın ne olduğu konusu çağlara, toplumlara, üzerinde durulan sanat alanına göre bazı deği-şiklikler göstermektedir. Sanat, insani bir faali-yettir ve insanı etkileyen her şey, sanatı da etkilemektedir. Sanat, sanatçıya bağlı bir ürün olarak sanatçının kişiliğinden ve orijinalliğindende büyük ölçüde etkilenir. Ama bütün sanat eserleri kişilerde estetik bir zevk ve heyecan uyandırır; beğenilir, takdir edilirler.Sanat eserini diğer rasgele eserlerden ayıran unsurlar nelerdir? Bunların başında güzellik geli[...]
"Çizgisiz Kedi" İlk Yazı Sun, 10 May 2009 17:45:00 +0000 Çizgisiz Kedi Müzikoloji Eğitimi gördüm, aynı zamanda Astroloji ve diğer birkaç loji sonlu disiplinlerde amatörce ilgilenmeyi seviyorum, “bana da anlat” a yazı yazar mısın önerisini getiren Ali’yi de. Burada her ay’ın burcuyla ilgili bir şeyler yazıp sizle paylaşmayı düşündüm, genellikle çok fazla yazılmayan yönleriyle. Bir burç insanının haritası asla bir diğeriyle aynı olamaz Özde benzerlikleri olsa da, haritadaki değişkenler yüzünden aynı burç insanları birbirinden her anlamda büyük farklılıklar gösterir. Ancak Güneşin etkisi, üç aşağı beş yukarı burç insanların da, kimi özellik ve ihtiyaçların aynılığını da vermiştir. İşte bu Nedenle Bu Ayın Burcu Boğa ile İlgili küçük Bazı Bilgiler ve Öneriler. Boğa Burcu Güneş Boğa burcuda seyir ederken doğan kişi, yüksek oranda pratiktir. Öğrenmeleri yavaş yavaş ama sindirerek gerçekleşir ve bu öğrenmenin sonunda öğrenilen unutulmaz. Pratik düşüncelere sahip olabilir, maliyet bilinci vardır, süreci olan işlerde başarılı olurlar ancak yeniliklere açık değildirler bu tam bir boğa insanı yani Merkür gezegeninin Boğadaki etkileriyle belirlenir. Bu söylediğimin uymadığı boğa varsa aranıza da, hızlı düşünürüm, yeni düşüncelere açığım, tehlikeli durumları sezer ve tepki veririm, sabır ve aşırı dikkatli işleri sevmem diyorsa kendine, bu boğanın Merkür gezegeni Koç burcundadır. Bir diğer olasılık, çok zeki hızlı öğrenen kıvrak bir zihin, değişime açık kelimelerle oynamayı iyi bilen, yabancı dil, taklit yeteneğim var diyorsa kendine, bu boğanın Merkür gezegeni İkizler burcundadır. Bu üç durumun dışında Bir boğa Düşünce tipi yoktur. Boğa burcu insanı fiziksel olarak güçlü olan burçlardandır ve güçlüde bir cinsel doğaya sahip olmasına karşın kesinlikle hoppa bir burç değildir. Cinsel doğasına düşkünlüğü harita etkilerine göre onu aşırılığa sürükleyebileceği gibi yemek yeme ve tad keyfi de aşırılığa varabilecek eğilimler gösterebilir. Yüreği sadık, iyi huylu ve sabırlıdır ancak inatçılığı da karakteristik özelliklerindendir. Boğa insanı pek coşkulu olmayan sesiz bir burçtur ve derin, güçlü durgulara sahiptir. Yengeç kadar olmasa da sahipleniciliği oldukça yoğundur. Evliliklerde para büyük önem taşır bu yüzden para için yapılmış evlilikler bu grup insanında görülebilir. Burcun insanı sinir sistemi hassas biri için iyi bir partnerdir, sakinleştirici ve şifa verici bir etkisi söz konusudur.Boğa Burcu için Beslenme ve Şifa Burcun insanı zaman zaman tembelleştiği ya da kendilerini zevke, yemeğe, içmeye verdikleri zaman diğer burçlara göre (balık ve yengeç hariç) çabuk kilo almaya eğilimlidir. Vücuttaki doku tuzları azalınca, karamsar, gergin ve huzursuz olup baş ağrısı çekebilirler ve nezle, boğaz enfeksiyonu da sıkça görülebilir. Bunları dengelemek için; Vücuttaki tuzu artıran, suyu ayarlamaya yardımcı olan ve derinin gözeneklerinin açıklığını sağlayan, doğal kükürt ve doğal iyot içeren besinleri tüketmeleri faydalıdır.• Pancar, Ispanak, Lahana, Karnabahar, Taze soğan, Turp, Yeşil salata• Ahududu, Çilek, Elma, Dut• Balık, Deniz Mahsulleri• Yumurta, KaraciğerVe Buğday yemeleri, bolsu içmeleri beslenmelerinin önemli bölümü olmalıdır. Yağlı yemeklerden uzak durarak yürüyüş yapmaları, bahçe işleri, olanaklıysa yüzmeleri çok önemli ve faydalıdır. Boğa burcuna;Gender Aktivite düzgünlüğü için denemesi önerilebilecek doğal bitki; mine çiçeği yaprağı _Latincesi verbena officinalis olan mine çiçeği, mine çiçeğigiller familyasının tipik örneğidir. Halk arasında güvercin otu, kan otu olarak da bilinir _ 4 bardak kaynar suya 2 avuç mine çiçeği yaprağı koyup 5 dakika demlendirdikten sonra ateşten alıp soğumaya, bırakın süzdükten sonra günde 2 ya [...]
Çağrı Sun, 03 May 2009 17:06:00 +0000 Bu blog hepimizin günlüklerini paylaştığı bir blog olabilir ve hatta yazdıklarımızınpaylaşıldıktan sonra birlikte birkez daha başkaları için üretilmesi mümkünmüdür diyede sorar?Denemekten ne çıkar.İlk ortak Çalışmalar "O Adam" ve "Ortak Çalışmalar" yazılarında yayımlandı amaç fotografları çeken başkası ona yazı yazan bir başkası.
"Mutluluk"Ortak Çalışmalar Başlangıcı Sun, 03 May 2009 16:53:00 +0000 "Mutlu" yazısı bize ters gelirken ona doğru geliyordu. Elindeki torbaya ne dolduduğunu göremesekte O adam "mutlu" idi Nohut oda bakla sofa bir yerde yaşasa da Bizim aramaya çalıştığımız düşleri topluyordu Belki de torbasına... [...]
Yeniden Görmek; "Cümle Askıları" Sun, 03 May 2009 16:41:00 +0000 Yeniden Görmek; "Cümle Askıları" Bir çocuk gözünün unutmadağı pek çok anı ve ayrıntıyı hafızadan silinmeyen gücünü, büyüdükçe azalmaya yüz tutan bir meraktan alır. Zaten sonraları anlarız ki uzun hatıraların,kısacık anların,büyülenmişçesine oynanan sıradan oyunların, yüzlerini asla unutamadığı küçük arkadaşların hayat boyu peşini bırakmayan hayalleri hep o kocaman bakan gözlerinde miras kalır. Aile ve ilk öğretmen ise o gözlerin en öncü kahramanlarıdır.İlk mutluluğu, İlk güveni onlar verir.İkili gerçekle başbaşa kalınan zaman o zamandır. Korkuyu yaşarken yanıbaşımızdadırlar. Çok sonraları çıkacak hesaplaşmalarda en başında onlar yeralır.Bizi bir zamanlar merakta bırakan kahramanların olduklarınıysa hiç bilmezler. Günlerden birgün çocukluğunun kahramanlarıyla tekrar karşılaşılır. Onları hep görüyor olsa da o gün ki karşılaşma yenidir. Ve onlara bize büyüdüğümüzü anlatan bir karşılaşmadır. Her karşılaşma da yeniden görmek demektir; Ve Antoloji kitaplarında adı geçmeyen yazarlara Verilen bir ödüldü "Cümle Askıları" Nereye asacağını bilmeden Bir paragrafa sığan devrik cümleler topluluğu... Her bianel’e katılacaktı Söyleşilerde arkada oturup heyecanla soru sormayı isteyenler gibi Sabırsız hayatların sandalyeye oturmuş halleriyle Kaç satır sonra bitirmeyi bekleyen... Faruk Nafiz Çamlıbel'e inat kısa kelimelerle Hanla hamama gitmeden Duvar yazılarını okuyan çocuklar Onlar ki Emin Oktay’ın tarihlerine sığınıp geçer notu alırken Hiç sevmediler ne edebiyatı ne de tarihi Ceketleri vardı sadece askıda ve saç kepekleri yakalarında Yorgun ezberlerin ardına çıkan Tepecik’lerdi Yüzündeki sivilceler Tam ergenliğe geçişti Arzu Okay, Figen Han’ın negatifi bulunamayan resimleri Kaç çocuk dağıldı havaya çocuk halleriyle Jinekoloji notlarında yer almayan Her kızın düşüydü Bakireliğiyle çocuk doğurma isteği X kuşaginin çocuklarıydık bizler Korkuya mahal vermeden Cesaretle yürürdük okula Gölgelerimizdi bize yol gösteren Kavram karmaşasıyla büyüdük X şeklinde Ya da çarpıldık zamana Hiçbir zaman söylemediler Geleceğin gittiğini Teneffüse çıktık Dersi başkaları Biz ise yeniden gördük... KEREM KABAN [...]
o adam Tue, 21 Apr 2009 14:47:00 +0000 Hayrettin Amca.1938 yılında İstanbul'a okumaya gitmişti. Ne var ki cihan harbi nedeniyle yokluk içinde geçen öğrencilik yıllarının ardından okulunu tamamlayıp iş hayatına girdi. İşinde sabırlı ve de bilgili idi. Kısa zaman da kendi işini kurdu. Deri sektöründe önce bir imalathane sonra fabrika kurdu.O artık türkiyenin en iyi ve kaliteli çanta ve bavullarını yapan bir fabrikanın sahibi idi. Yıllar geçti zaman bal tadında aktı. Hayrettin amca artık işini devredebileceği birisine gereksinimi vardı. Un ellenip duvara asılmazdan önce bunu yapması gerekiyordu. Sonuçta doğduğu yer olan İzmire gidip ondan bi haber olan yeğeni Ali'yi bulmaya çalışır. Fakat o da artık oralar da değildir. Uzun bir araştırmadan sonra buraya kadar gelmişken bari Ayvalıka gidip İstanbul erkek lisesinden olan biricik dostu Vedatı ziyaret etmek için yollara düşer.Oysa ne umut ve mutlulukla geldiği bu kent ve de bu yer onun sevdiği bir tanecik yeğenini bulamamanın yitikliği içersinde Ayvalık sokaklarında bir virane olarak yürümektedir. Oysa kimse bilmez bu adamın yıllara meydan okuyan yaşantısını oysa kimse bilmez onun başarısını oysa kimse bilmez bu fotoğrafı çekenin onun en büyük mirasçısı yeğeni olduğunu.... [...]
"ZEUSTONES" Mon, 20 Apr 2009 16:33:00 +0000 ![]() Füsun un atölyesi ve "ZEUSTONES" Şöyle boyadığı taşları önüme saçtı. Önce biraz baktım algılamaya çalıştım ona özgü birşeyler işte oda bunu bulmuş ne güzel dedim Sonra kutulardaki mücevherler gibi değerli koleksiyonunu açtı .baktıkça günümün bu taşlara göre değişebileceğini,yanımdan ayıramayacağım ve benzeri olmayan bir şeyleri hissetmeye başladığımda, bunun denizde onu bulurkenki an ile atolyedeki üzerine çizilen ,boyanan ve sen arasında kocaman bir değişken dünya.bir sürü düşünürsün herbir taşın üstünde.işte böyle çılgın bir şey. Şimdilerde iş masa başından kalkamayacak kadar sarpa sarmış durumda nefes aldığında şöyle arkada birikmiş yüzlerce taşı var Füsunun.Paylaşmaya karar vermişki gittigidiyorda bir dükkan açtım dedi .Dükkanda sizi karşılayan sözler aşağıdaki gibi .Değişik bişey . Zeustones, Edremit Körfezi' nin taşları üzerine çizilmiş boyanmış desenler ve naiv resimlerdir. Taşlar Zeus' un evindeki derelerden denize dökülmekte, dalgalarla sahile taşınmaktadır. Malzemeler marker, akrilik, porselen boyası, asetat kalemi, röntgen kalemi, kahve, böğürtlen vs dir. . . Kullanılan boyalar uzun süre dayanabilecek kalitede seçilmişlerdir, konturlar genelde archival ink ile çizilmişlerdir, su bazlı olanlar cilalanmıştır. Porselen boyaları ile yapılanlar fırınlanmış, dayanıklılıkları iyice artırılmıştır. Taşların gerçek boyutları hakkında fikir verebilmek için fotoğraflarda altta bir cetvel yer almaktadır.
MEL BROOKS Sat, 18 Apr 2009 09:27:00 +0000 MEL BROOKS “Gülmek Kalbe Yararlıdır.” Melvin Kamisky adı ilk başta size birşey çağrıştırmıyor olabilir.Çünkü bu ad ona büyükbabası bir Rus yahudisi olan Samuel Kaminsky tarafından verilmiştir.İkinci dünya savaşı yıllarında Amerika’ya göç eden Kaminsky’ler hemen her Yahudinin yaptığı gibi sokak ticareti ile belli bir noktaya ulaşmışlardır. Ancak Mel’in hayata ironik bakışı ve çabuk düşünebilme yeteneği sayesinde o savaş sonrası populerleşen telenizyon dünyasının içine doğru bir yolculuğa çoktan çıkmıştır.1950’li yıllarda televizyona skeç ve durum komedileri yazarak işe başladı. Yazdılarında yaşamın kıyısında kalmış ve bir türlü sıyrılamamış ama yaşam savaşını tüm aksaklıklara rağmen sürdüren bireyi ele almıştır. Sade ama bir o kadar da karmaşık durumların üzerinde nakış yapmayı seven yazılarında kelimelerle, filmlerinde de alıcısıyla seyirciye seksek veya ip atlattırmayı denemiştir. Kendi hayatı içersinde uğraşılarının ucubucağı yoktur; müzisyen, dramaturg, şair, yönetmen, senarist gibi uğraşılarını bürokrat, burjuva entellektüeli,sanayici, gibi işleri yerine yaşamın sıradanlığını bozan işlere yeğlememiştir.Avrupa entelijansiyasını Amerikan pragmatizmine yansıtarak bir durum içersinde tekrarlanmasıyla oluşan Gag’lerin sonudur Mel Brooks sineması. Kaçmak istediği zaman Central Park’ta elinde bir ağacın altında sosisli sandviçle veya merkez kortunda tenis oynadığını görebilirsiniz.Bu kaçışlar onun düşünme payıdır aslında. Öyleki B sınıfı bir fil oyunculuğundan böyle bir yere gelmesi onun hızlı düşünüp ve uzun süren çalışmalarının bir sonucudur; 89 Charing Cross Street, Fly, Frances gibi ciddi filmlerinde yapımcılığına bile soyunmuştur.Bunların yanısıra ; Silent Movie, Blazing Saddles, High Anxiety gibi filmleride yönetmiştir.Tezatlar fırtınası yaratan bu adam tüm klasikleri bilen tarihe saygılı ama bir o kadar da yergi yapıyorsa mutlaka belleğin,paratik düşüncenin ve sivri zekanın çok iyi harmanlamasından kaynaklanmaktadır. Zira beklenmedik bir biçimde gülüverirsiniz. Brooks filmlerinde kaba güldürünün yanında absürdüde yedirmeyi bieln bir anlayış yatar. Kimsenin cesaret edemediğianlarda program yapmış, kimsenin söyleyemediklerini söylemiştir. Aslında yarattığı karakterlerde son derece sinirli olan anında köpürüveren fakat bir o kadar da masum sevimliliğe sahiptir. Bir talk-show programında kendisinden daha fazla gülmeye neden olan Anderson’a dönüp “ Lütfen yahudilerden daha komik olmaya çalışma” demesini de bilmiştir. Durum komedi’sinden Slapstick’e absürd’den traji-komikliğe oradan ver elini ironiğe hep gidip gelmiştir. Hatta bir söyleşisinde “Sakatlara gülmenin ve onları taklit etmenin yanlış bir tarafı yoktur.Çünkü gülmenin yanlış bir yanı yoktur.Mizah civa gibidir.Küçük gümüş topçuklardan gümüş bir ırmağa akar.İyi mizah gerçeği görüp ne olursa olsun bu söylemenin kendisidir” Bugün geçgin yaşına rağmen –ruhen- rahatsız bir insandır.Onu ülkemizde gösterilen Kokuşmuş Hayat,Olmak Ya da Olmamak,İnsanlık Tarihi,Robin Hood’un Çılgın Dünyası gibi filmlerinden belki hatırlayanlar olacaktır. Yaşama başlarken zaten ağlıyorsunuz ve olası bir şansınız ölmek ve buna rağmen hala yaşamaya devam ediyorsanız yaşamı Brooks filmleri kadar cid-Ti’ye almanızı salık veririm. Çünkü hayat ciddiye alınmayacak kadar önemlidir. Meraklısına Brooks külliyatı; The Producers (1968) The Twelve Chairs (1970) Blazing Saddles (1974) Young Frankenstein (1974) Silent Movie (1976) High Anxiety (1977[...]
Cunda Yolu Ayvalık tan Geçer Thu, 16 Apr 2009 15:31:00 +0000
Ahmet Amca bir kitap daha yazdı.Ayvalık için, kendi için yorulmadan yazmaya devam ,sanırım sırada daha kitaplar var . Dertleşebildiğimiz ve biraz uğramasa arayıp sormak istediğimiz ,yolda yürürken aniden karşımıza çıkmasını hep istediğimiz,bize merak etmeyi ,soru sormayı yeniden tanımlayan,gelip konuşmanız,tanışmanız gereken bi adam.iyiki Ayvalıktayım dedirtir.
Penny Arcade Mon, 13 Apr 2009 08:11:00 +0000 Ayvalık ta deniz kenarında , Amerikadan buraya Türkiye ye okyanusu tekneleri ile geçmiş ve Bodrumdan sonra Ayvalık marinaya gelmiş arkadaşlarımızla Veli ustanın yerinde bişeyler atıştırmak için oturmuştuk ,bizim masanın yanına bitiştirilmiş masada oturan bayanla yanyana düşmüştüm bayanla gözgöze geldik ve hafifçe gülümsedik birbirimize 50 yaşlarında güleç yüzlü zeka gözlü Susana Ventura kendini takdim etti bana ve sonrada masaya, bende kendimi oda . Amerikadan gelmişti ,oda geçmişti okyanusu, ama sonradan kendinin anlatmasıyla anladığım daha zorlu bir yoldan geçmişti okyanusu. Bende burada ne yaptığımız hemen yemek yediğimiz yere yakın ufak bir dükkanımızın olduğunu vs vs anlattım ve ertesi günü mutlaka ziyaretime geleceğini söyledi.Bu arada masadaki diğer amerikalı seyyahlar susana ile pek ilgilenmediler tanışmalarına rağmen benim anlayamadığım (ama sonradan Susana nın anlattığı tespitlerinden de anlamaya çalıştığım) hafif bir soğukluk sezildi.Neyse o arkadaşlar ertesi gün Ayvalık tan ayrılacaklardı ama susana kalacaktı ve kalmışki ertesi gün dükkana geldi uzun uzun konuştuk ve kendinden ,Türkiyede kısa sürede yaşadıklarından bahsetti hatta bir ara sahnelediği bir gösteriden kısa bir bölümü bizim ufak dükkanda tıpkı sahnedeymişçesine heyecanlı sesi ile bana canlandırdı ,isyan eden ve derken ağlayan bir kadını öyle bir oynadıkı ben dışarıdan geçen insanların bu dükkanda çığlık çığlğa ağlayan kadının sebebinin benden kaynaklanacağını düşünmelerinden korktum.İstanbula gelişi ve orada tanıştığı bir taksici ile konuşup bir gece onun ailesi ile ve kız kardeşleri ile misafir olarak kalması ve sonrasında taksici arkadaşın kızkardeşleri ile ilerleyen dostluklarından,sonra ayvalık a gelişinden bahsetti.Tek kişilik oyunlar ve gösteriler yazdığını oynadığını yönettiğini ve davetli olarak gittiği çeşitli avrupa ülkerinde oyunculuk dersleri ve çalışma sınıfları açtığını,broadway de dans gösterileri çeşitli performanslar yaptığını anlattı.Dinledikçe etkileniyordum şaşırıyordum yaşadıklarına,tanıdıklarına,performanslarına.Kafası beyni hıncahınç dolu biri vardı o dopdolu enerjik konuşmasında.onunla 2 gün geçirdik Ayferle birlikte karavanda ağırladık onu ,yemek yedik konuştuk o hep konuşuyordu biz genelde dinliyor arada bir de konuşuyorduk.Sahne ismi olan Penny Arcade i nasıl aldığını buna sebep veren o penny leri kazanmak için neler yaptıklarını anlattı.17 yaşından sonra profesyonel olarak performanslara başlamış kimlerle çalışmamışki avant-garde performanslarına Newyorkta başlamış işte o yaşlarında John Vaccaro dan,Andy Warhol ile Paul Morrisey e kadar ve artık undergroun tiyatronun önemli bir ismi olarak geliyor bu günlere. Quentin Crisp in arkadaşlarından biri ve onunla ilgi anlattıkları aklımdan çıkmıyor.Onunla tanışmanızı isterim.yazın yine Ayvalık ta olacağını söyledi ,üstelik bir arkadaşından Türkçe dersleri alıyormuş.Daha geniş bilgilenmek isteyenlerede işte web sayfası http://www.pennyarcade.tv/biography/index.html [...]Mon, 23 Mar 2009 16:48:00 +0000 Mutfaktaki Yaban3 Mart 2009'da raflardaTijen nasıl başarıyor bilmiyorum ama merak ediyorum nasıl? Yada kocaman bir NASIL ?Bravo ya , yeni bir kitap daha . Kitapların başlıklarını alt alta yazınca doya doya yaşamak,doya doya fark etmeye çalışmak,meraklanmak,denemek...İşte hayat. Turunç Kokulu Düşler Tijen İnaltong Mutfaklardan Taşan Öyküler Tijen İnaltong Her Güne Bir Yemek Tijen İnaltong Meyve Ağacından Hikayeler Tijen İnaltong Mutfakta Zen Tijen İnaltong Bir Ot Masalı Tijen İnaltongTak Koluna Sepeti Tijen İnaltong Mevsimlerle Gelen Lezzetler Tijen İnaltong[...]
FRIDA : “Karadır Kaşların Ferman Yazdırır” Tue, 03 Mar 2009 12:14:00 +0000 - FRIDA : “Karadır Kaşların Ferman Yazdırır” Devrimci, provakatör, marazi bir aşık, ressam....İnleyennağmeler, Bayan Kahlo'nun bir film (gibi) hayatındavarolan ve sarsılmaz ögeler. Bir filmin, müziğiyle örtüşmesinin güzel bir örneği karşımızda. Zaman zaman hareketli, zaman zaman Güney Amerika balladlarında sekanslara bölünmüş ayrılıkların armonisi.Filmin kompozitörü E.Goldenthal gerek Kahlo, gerekse yakınlaştığı Meksika kültürünün müziksel hazzını çok iyi biçimlendirmiş. Hatta bununla kalmamış; Salma ablaya da "La Bruja" adlı parçayı seslendirtmiş. Film müziklerinin kompozitörü olmaktan daha çok kompedanı olan Elliot Bey; daha önce de Yaratık 3, Küre, Batman'inDönüşü gibi filmlerin müziklerini biraraya getirmişti. Olay gelişimleri ve bir biyografinin anlatımı söz konusu olunca, özellikle de bir dönem filmi ise tematik yapı çok önemlidir. Bu nedenle filmin leit-motive'ni oluşturacak parça ön plana çıkar. İşte bu filmin de leit-motive'ni oluşturacak bir parça varsa, o da albümün tümü diyebilirim. Son dönem kompozitörlerinden olan Goldenthal bunu yakalamış. Gene de benim tercihim:"Viva La Vida" yorumuyla Marimberos, Benediction and Dream, Lila Downs ve "Paloma Negra" ile Chavela Vargas... Eğer kendinizi ruhsa lolarak yeni bir boyuta sokmak isterseniz; birazda güneş varsa içinize giren; yaşanacak onca güzelliğin yanında acıların da sizi olgunlaştıracağını düşünüyorsanız ve aklınızda bildik bir melodi kalmamışsa; çekip gitmek istiyorsanız Meksika bağlarına; bu albümde mırıldanacak çok şey bulacaksınız ! Tozu alınmış tango nağmelerinin, flemenko gitarının acılı tellerin de şenlenen marakas ritmler ruhunuzu ne yönde değiştirir bilemem ama; şu bir gerçek ki;Meksika da bir kar yağar ,gezer "Frida,Frida" diye diye... Mercer Anısına; Midnight in the Garden of Good and Evil Clint Eastwood, yönetmenliğini üstlendiği "Midnight in the Garden of Good and Evil" ile yıllardır içinde biriken caz tutkusunu dile getiriyor. Hemen hemen hepsi J.Mercer besteleri olan albüm, çoğu caz severin elinin altında bulunması gereken soundtrack'lerden biri. Eastwood Amca önce müzikleri seçmiş, sonra da filminin karelerini; ve buna uygun sahnelerin eşliğinde bir tema yaratmış kendine. "Ac-cent-tchu-ate The Positive" adlı parçayı seslendirirken, sanki "Hey Franki bak ben de şarkı söyleyebiliyorum" diyor! Ayrıca kızının da, albümde yer alan bir caz kontrabasçısı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim (Alison). Aslında albüm birbirinden bağımsız caz standartları gibi gözükse de, yukarıda belirttiğim gibi Mercer klasiklerinin seçkileri olmuş. Özellikle belirtmek istediğim taraf ise, Paula Cole tarafından yorumlanan "Autumn Leaves"dir, ki bu parçanın introsunda ki akustik solo ayrı bir film sahnesi gibi de düşünülebilir. Bi tarafta K.d.Lang ve TonyBennett, diğe rtarafta Diana Krall, Cassandra Wilson, Brad Mehldau; Veee erkek vokalde dev bir çınar Joe Williams. Al. Dinle. Kulaklarının pası alınsın. Mercer anısına bir kez daha: I Wanna Be Around... [...]
alternatif yaşam planlaması: Alternatif Yaşam Planlaması Nereye Gidecek? "Biz" Nereye Gidiyoruz? Sun, 22 Feb 2009 11:39:00 +0000 alternatif yaşam planlaması: Alternatif Yaşam Planlaması Nereye Gidecek? "Biz" Nereye Gidiyoruz?Oku Bil Sor Sorgula? Kısaca Bilgilenmek Lazım?
alternatif yaşam planlaması: Bolivya Devlet Başkanından Yeni On Emir Sun, 22 Feb 2009 11:37:00 +0000 alternatif yaşam planlaması: Bolivya Devlet Başkanından Yeni On Emir
alternatif yaşam planlaması: Evde Biber Salçası Yapımı Sun, 22 Feb 2009 11:36:00 +0000 alternatif yaşam planlaması: Evde Biber Salçası YapımıOku Bil Sor Sorgula? Kısaca Bilgilenmek Lazım?
alternatif yaşam planlaması: Biyoyakıt - Madalyonun Öteki Yüzü Sun, 22 Feb 2009 11:35:00 +0000 alternatif yaşam planlaması: Biyoyakıt - Madalyonun Öteki Yüzü
KLASİK TATLAR: Yeşil Mercimek Ezme Çorbası Sun, 22 Feb 2009 11:23:00 +0000 KLASİK TATLAR: Yeşil Mercimek Ezme Çorbası
basit bir yaşam...: Malta: Burayı sevdiniz mi? Sun, 22 Feb 2009 11:09:00 +0000 basit bir yaşam...: Malta: Burayı sevdiniz mi?Thu, 22 Jan 2009 13:27:00 +0000 HAYATIN REKLAMASYONUTüketim toplumları kendi ihtiyaçlarını belirleme de özgür iradelerini kullanmakta pek becerili değillerdir.Bu nedenler satılan ürünün veya materyalin nasıl olduğu merak ettiği için kısa yoldan (control+alt+delete yöntemi gibi) tanıtıma veya sunuma ihtiyaç duyarlar. Bu sebepten ötürü tanıtım hayatın her alanına girmiş durumdadır. 20. yüzyıl etkilerinden biri olan tanıtım, etiket olmaktan çıkıp sosyal alanda bir mecra halini almıştır.Bununla beraber heryeni gelişme ve değişiklik kendini sunmak zorunda kalmıştır. Eğer sizde kendi hayatınızın sunumu yapmak isterseniz ki facebook bunun bir göstergesidir.Buradan yola çıkabilirsiniz.Ancak şöyle bir sorun vuku bulabilir.Özeliteden çıkıp geneliteye doğru giderken mal olma yerine mal gibi kalabilirsiniz. Bunun önlemenin tek bir yolu var. Kendi kendinize danışmanız. Öncelikle hayat stratejinizi belirleyip arkasından bir tanıtım eylem planı yapmanız şarttır.Daha sonra ekibi toplayıp ki bu beynin sağ ve sol lopları arasında gerçekleşecek bir faaliyettir. Hayatınızın sunumu yapabilirsiniz. Tabi bir de slogan gerekiyor.Piyasaya(hayat) girmeden once gelin size bu konuda bir kaç tüyo vereyim.İşte sloganlarınız; -“Bir de beni deneyin” -“Hayatınıza hayat katın” -“Dünya bayat benim ise gerçek hayat” -“Hayal değil hayat” -“Öyküler dinlemeye var mısın?” Ve bunun gibi bir takım sloganlarla çıkışınızı yapın. Sonunu bitirebilirseniz şerefle bitirin.Zira bu hal ve gidişad ki buna dünyada yaşam alanlarının daha da daralması ile birlikte “hayat” diyoruz artık pek mümkün gözükmüyor. İşimiz artık eve ekmek getirmek olmadığı için hayatta varolabilme ihtimaline karşın oluşturulan bir reklamlaştırma durumu ortaya çıkıyor.Bu da ister istemez rekabeti doğuruyor.Neye ve kime karşı rekabet? Cevabı bir türlü kendi olamayan kendimize karşı. Sloganla başlayıp stratejinin aslında suya saldıran tilki görüntüsünden bir farkı olmadığının açıkça kanıtı;Gerçek hayat. İşte bu hayatta size yol gösteren çok olur ama belirlediğiniz hedefe nasıl ve ne şekilde gideceğinizi söyleyen olmaz.Bu size bırakılır ya da daha once giden güçlük çekmişse o da çeksin denir.Ve biz bilinen güven verdiği için hep tarif edilen yoldan gideriz.Oysa heyecan bilinmezlikte yatar.Ve bu sunum da daima bir merak uyandırır.Onun içinde içinizdeki dürtü insana bir ömrü tamamlatır. Haber girer,dizi girer, ama herkes reklamın bitmesini bekler. Tüketir gündüzü gecenin karanlığı bir teaser gibidir hayat kısa ve telaşlı. Kerem Kaban Fri, 31 Oct 2008 10:00:00 +0000 Merhabalar ;Klasik bir tanitimla ilk gunden caninizi sikmaya hic niyetim yok ama siz beni bu ko$ede tanimak, daha da beteri anlamak zorunda kalacaksiniz. Bana Tarla Faresi deseniz yeter,cunku oyleyim. Tarla faresi gibi, istedigi zaman incecik sesli, yumusak tenli , doganin yenilmez gucune inanan, evrendeki arti - eksi prensipinin bilinciyle asirlardir yasam suren veee ..melisin,..malisin diyen tum beyinlere ..iktir ceken enerjiden firlayan minicik bir atomum.Ali ile tanismamiz enteresandir.2006 yaz sonlariydi, 3 gunlugune Cunda ya geldim,benim olmayan denize nazir bir villaya yerlestim.Ilk gun keyifli gecti… sabahleyin meshur Cunda sokaklarini, evlerini gezdikten sonra eve donup biraz kestirdim. Aksam altiya dogru uyandigimda karnim zil caliyordu ama daha onemlisi aperitif saatim gecmisti ve buzdolabinda buzdan baska birsey yoktu. Hemen arkadasimla sahile inip oradaki restaurantlardan birine oturduk.Mezeler ve ilk yudumdan itibaren raki keyfimi yerine getirdi. Ilerleyen saatlerde yumusayan i$ik ,Ta$ Kahve nin duvarlarinda, tarihi yazarken degil ama cizerken, dudaklarimdan raki kokulu birseyler dokuluverdi ;« Hayat gecmez gibi geliyorVe haydi artik sec diyor Neyi, ne diye…sanki biliyorOzlemim, asigim sanaZaman denen sey, Bitmiyor, bitemiyorErtesi gun, ,sabaha ait rutin islemlerim biterken ve saat 12.00 yi Bach la calarken, canim tam buz gibi bir beyaz sarap isterken,oralari cok iyi tanidigini soyleyen arkadasim, beni bazi insanlarla tanistirmak amaciyla Ayvaliga kalkan tekneye adeta surukledi. 20 dakika sonra hayatimda ilk defa adim attigim Ayvalikta, beni nelerinbeklediginden habersiz,hala beyaz sarabimdan yoksun,dolayisiyle mutsuz, nemrut biri olarak, tanistigim kisileri hatirlamayacagimdan emin bir halde, o korkunc sicakta nasil boyle bir iskenceye dayandigimi kendi kendime sorarken Gourmeco denen yere girdik sonunda. Deniz kenarinda oldugunu, aylar sonra ikinci gelisimde farkettigim Gourmeco, fransiz bistrolarini andiran hos, keyifli bir mekandi ama bir sorun vardi, o da hala ogle aperitifimi alamamis olmamdi. Arkadasimin, tanidigini soyledigi uzun, kivircik sacli, ince bedenli adamin masasina oturdugumuzdan tam 16 dakika sonra isteyebildigim whisky hala gelmemisti ve hic tanimadigim bu ince bedenli adamla arkadasim gayet mutlu sohbet eder durumdaydi. Bir ara adamla gozgoze geldik ve ben ona 20 yaslarindayken hayatimda yasadigim ilk ve son ask hikayesinde ki herife benzedigini soyledim. Tam 7 saniyelik bir band boslugundan sonra, adam bu sozlerin iltifat ya da hakaretmi anlamina geldigini cozmeye calisirken yerimden firladim, bara yoneldim. Kalabaliktan,sicaktan ve yaptigi isten nefret ettigi herhalinden belli olan bir adam bakti bana garip garip…o da sikilmisti ben de…o da bikmisti ben de…onun da o an icin istedigi ,bekledigi seyler vardi, benim de…ka$larini yukariya kaldirarak “birseymi istediniz „ sorusuna “evet ,yarim saattir bekledigim Whisky yi siz istemesenizde alacagim„ karsiligini verdim. Bakislari yabanilesti, sertlesti ve yine ka$larini, basini hafifce yukari kaldirarak “siz oturun, ben gonderirim „gibi birseyler soylerken ipi koparmak uzere tam agzimi acmistim ki, arkadasim yanimiza gelip en sirin haliyle, bana bu lanet adami gostererek “ bak sana bahsettigim, tanistirmak istedigim sevgili arakadasim Ali„ dedi… Alinin alnina balkon olmus ka$lari, bir anda kirmizi elma yanaklarinin ustundeki yuvarlak, sevimli ve cin gibi bakan gozlerine dusuverirken, kirpi gibi diklesmis saclarimin,sirilsikl[...]Tue, 07 Oct 2008 09:40:00 +0000 Yarım Kalan Sanayi Odası Başkanı Hızla girdiği tuvalette boş olup olmadığına bakmadan daldı bölmelerden birine.Pantalonunu açtı .gelirken kaçırıp ıslattığı penye kilotunun ıslanan yerine elini değirmekten kaçınarak düğmelerini açtı,biraz sallanıp dengesini yitirdi,ayaklarını bacaklarını meğile uyan çişinden kaçırmayada çalıştı ve bir iki dışarıdan deliği tutturdu.Başı dönüverdi biraz ama dikkatli olmalıydı .Masaya dönmek istemiyordu herkes o anda o kaçarcasına giderken kendindeydi,ceketini pantalonunun ıslak yerini örtebileceği gibi iliklese görünmez diye umuyordu işerken.Bir yandanda şimdi bu durum yapması gereken konuşmalarda aklından çıkmayacaktı bu yüzden kendine unutturmalıydı.Masadaydı olmamış gibi yapıyor yoruluyordu karışıyordu sürekli.Bakan onu çoktan gözüyle kontrole almıştı bile ,izin isteyip gitmek daha büyük sorun açabilirdi.Kariyerini düşünmeliydi hele buraya kadar gelmişken o konuşmayı yapmalıydı.Bir süre sonra toplantının iyi geçmeye başladığını düşündü,gitgide yerini hakkettiğini düşündüğü gibi sağlamlaştırdığını düşünüyordu artık.Daldığını farkedip bir anda masaya döndü tekrar,ufak bir kendine çevrilen gözleri kontrol edişinden sonra bir kahve siparişi vermeye karar verdi.Garsona yönelmek isteyen bakışları ve onun gördüğünü zannettiği bakışlarını kararlı el hareketiyle destekledi şansı bu kez gülmüştü ona,garsonun onu görmediğini diğerleri farketmemişti allahtan ama garsonun arkasını dönüp baktığı masadaki kadınlardan biri bu el destekli bakışı hiçte küçümsenmeyecek bir cüretkarlıkla cevapladı ve yerinden kalkıp ona doğru yöneldi.Bakışları onun kaçmasına izin vermeyecek kadar etkileyiciydi.Kadın ona doğru yürüyordu ne ilgisi vardı ,yıllar öncesinden bir ilişkimiydi diye buarada zorlamaya başladı zihnini kadını ve gözlerini izlemek zorundayken Ancak düşünürken herşey buğulanmaya başlamıştı artık sadece birşeylerin ona doğru yaklaştığını seçebiliyordu.Kalbi çok hızlı atıyordu yaklaşan şey büyüdükçe dizine dokunulması ile irkildi hızla o yöne döndü bakanın eşi ona birşeyler anlatmaya çalışıyordu.Özür diledi hemen ve nezaketsizliğini bağışlamasını diledi.Bakanın eşi sanki olanların farkındaymış gibi gülüyordu,yüzü kızardı bir yandanda karıştırmış olabileceği bu anlama halinin dışında başak bir konu var ise aslını anlamaya çalışırciddiyetini takındı.Kadın yine güldü ve bugün yaptığı konuşmanın çok mantıklı ve etkileyici bir konuşma olduğunueşiyle birlikte kendisini takdir ettiklerini anlatıyordu hiç konuşmadan ve gereken nezaketli duruşu ve mahçup gülüşü takındı ve teşekkür etti.bakanın eşi onun bu hareketlerine cevap vermek üzere iken bakışlarını onun arka yukarısına doğru sabitlemişti,irkildi.kalp atışları birden arttı dönemiyordu arkasına ne olduğunu biliyordu orada ama onu kurtaracak birşeyin olmadığını anlamıştı artık.Hafif bir dokunuş hissetti omuzunda tam dönerken o ıslaklık geliverdi aklına ceketini ilikledi önce sonra yarıda kalann dönüşünü tamamladı geri sayım bitmişti hatırlamadı kadını.kadın bakanın eşinin bakışlarının giderilmesi gerektiğini görüp müsaade isteyerek başkanı masadan kaldırdı.Başkandanda sonradan hatırlayamayacağı birkaç c[...]Thu, 25 Sep 2008 14:45:00 +0000 nar eğreltilmelerinar suyu : Deli p tenimi içime düşen hangi damlaydı ayırıp kendini kıpkırmızı gökyüzünden gün ağarırken.. nar'ın kaderi : nar yakuttan gözyaşlarıyla ağlar neden ağladığıı bilinmez neye ağladığı bilinmez nasıl ağladığı bilinir yanlız ve bir de bilinirki göz yaşları olmasaydı onun kalırdı yalnız.. nar'ın neşesi : narın neşesi içindedir mutlu olduğunda mutludur bin çocuklu bir anne kadar nar'ın aşkı : narsizm.. nar'sizim : o kadar çok sevdim ki kendimi ben binlerce yaptım kendimden.. nar'ın dini : nar kubbesi tamamlanmış camidir kabesi de cemaati de ibadeti de içindedir.. nar'ın günahı : elmanınkine benzer fakat daha çoktur.. nar'ın sevabı : portakalınkine benzer fakat daha çoktur.. nar'ın yarası : nar yaradır kanar tane tane için için usul usul sessiz sessiz uzun uzun nar'ın bakış açısı : nar hiç bir meyveye benzemez tutar ağlar ayvanın güldüğüne nar'ın ömrü : narın ömrü ömrüme benzer bütün ömürlerini tek bir vücutta yaşar.. nar'ın bilgisi : nar her şeyi bilir bir kim olduğunu bilmez nar'ın ülkesi : nar kendinin kraliçesidir başında tacı, içinde ülkesiyle gezinir yakuttan bir hazine saklı sandığı kendinin kapısıdır aynı zamanda nar kendinin kapıcısı ona gelmek onu çalmak onu açmak orada kalmak gerekir nar'ın sonu : nar dinmez dilimdedir lezzeti ruhumda çok kere seker imgesi zihnimdedir nar'a geç kalmak : çok geç ey ömrüm ey eylül çok geç narın kabuğu sert benim dişlerim eski narın hazinesi gizli öyleyse çabuk geç ey ömrüm çabuk geç.. nar eğreltilmesi : iki nar's bir oyun Thu, 25 Sep 2008 14:39:00 +0000 Ve dediki : O’ nun hiçkimseye ihtiyacı yok. O’nun ihtiyacı işte bu ak kağıt ve üzerinde şekillenen şu kırık harfler. Gelecek şimdiki zaman olduğu an , bir yaşanmışlığı varsayarak, varsayılan varlıkların,nesilleri üzerine bir geçmişi varsayabilmeleri için, yerine getirilmesi gereken kutsal bir görev bu. Bu görevin sonunda senin belleğin ve hayalgücünün ötesinde, elindekilerle tanımlayamayacağın ve düşünü göremiyeceğin bir ödül var. Her zaman ve herkes için. Yaşanabilir ancak aktarılma yetileri elinden alınarak yasaklanmış bir haz. (Ben aciz bir kulum bu ilahi emre boyun eğiyorum.) Ve evreni tüm varlığıyla içinde hissetme yetisine sahip, ancak kendini açıklama yetisinden yoksun bırakılmış bir varlık olarak, neden ve nasıl bu emre boyun eğdiğimi bilebilme anlayışını istiyorum aklıma. -Ruhum bunu biliyor- (Varlığını oluşturan unsurlar arasındaki adaletsizlik doğrusu beni rahatsız ediyor.) Ve dediki: Sen bedenli bir varlıksın. Ancak yalnızca bedeninle varolmuyorsun. Seni bedenin dışında -Tıpkı bedenle ilgili olan şeylerin olduğu gibi- var eden şeyler var. Sen yaşadıklarının toplamı değilsin. Yaşadıkların, varsayılan bir geçmişin senin üzerindeki sonuçlarıdır. Nirengi noktaları. Sen nirengi noktalarından daha fazla, daha başka, daha derin bir varlıksın. Yaşamın bir çok yolla açıklanabilir ama sen hiçbir yolla açıklanamazsın. Sen yaşamından daha üstünsün. Yaşamın amacın değil aracındır. Onun için geçicidir. Ve dediki : Sen bedenli bir varlıksın. Yaşamın bedenindir ama sen değilsin. Yaşamın seni sana katan bir deneyim. İhtiyaçların bu deneyimi yaşayabilmen için birer itici güç yalnızca. Ve sen varolmadığın an yaşamında varolmayacak, gittiğin yere seninle gelmeyecek aksi takdirde sonlu bir yaşamın olmazdı. Ve dediki : Seninle gelmeyecek fakat sende gelecek. Sende gelecek. O zaman yaşamının zamandan bağımsız seninle bağımlı bir organın olduğunu anlayacaksın. Ve dediki : Eğer gerçekten birini istediğine inanıyorsan, sahip olmak için ilk önce kendini istemelisin. Sen bu sonlu yaşamdan kendinden başka hiçkimseyi beraberinde götürmeyeceksin. Kimse senin oyuncağın değil sen kimsenin oyuncağı değilsin yalnızca deneyimleriniz için birbirinize ihtiyacınız var. Hiçkimseye borçlu değilsin hiçkimseden alacaklanmadın. Ve dedi ki : Sözcüklerin yetersizliğinden ne söylersen söyle, nasıl söylersen söyle anlaşılmadığını veya yanlış anlaşıldığını ve /veya gerçeği asla tam olarak ifade edemediğini düşünüyorsun. Anlatma yetisi istiyorsun. Senin anlaman gereken, kendinden başka olabilecek hiçbir şeyin yok. Gidilebilecek hiçbir yerin yok. Ne istiyorsan kendi içinde aramalısın. yol senin içinde yolculuk da öyle… [...] |
|||||||