karakutu12
Rating: 52
Member since: 2008-09-29
Feeds: 2
Bookmarks
Bookmarks
Bookmark with Del.icio.us Digg it Bookmark with Furl
Submit to Reddit Bookmark with Yahoo
StumbleUpon Toolbar Bookmark with Technorati

Categories

Subscribe: Depresif-Depresyon
Depresif-Depresyon Add to My Yahoo! Depresif-Depresyon Add to Google! Depresif-Depresyon Add to AOL! Depresif-Depresyon Add to MSN Depresif-Depresyon Subscribe in NewsGator Online Depresif-Depresyon Add to Netvibes
Depresif-Depresyon Subscribe in Pakeflakes Depresif-Depresyon Subscribe in Bloglines Depresif-Depresyon Add to Alesti RSS Reader Depresif-Depresyon Add To Fwicki Depresif-Depresyon Add to NewsBurst Depresif-Depresyon Add to Windows Live
Depresif-Depresyon Rojo RSS reader Depresif-Depresyon iPing-it Depresif-Depresyon Add to Feedage RSS Alerts Depresif-Depresyon Add to Feedage.com Groups Depresif-Depresyon Add to Spoken to You
Depresif-Depresyon http://depresif-depresyon.blogspot.com/rss.xml
Feed Statistics
Views: 188 Feedage Grade B rated
Rating: 0
Adult Score: 0.011
Added: 2008-09-29 13:54:25
Added By: karakutu12
Media n RSS Type ATOM
Niche Language Turkish
Tags: ancak  aşırı  bir  cinsel  daha  depresyon  gibi  ile  için  olan  olarak  olduğu  tedavi  zeus  çok  şekilde 
Rate this Feed:
Rate this feedRate this feedRate this feedRate this feedRate this feed

Comments (0)

Sponsored Links:
Preview: Depresif-Depresyon

Depresif-Depresyon



Depresyonla savaşmada, hayatı daha anlamlı kılmaya yardımcı olacak bir adres.İster kendi hayatlarınızı anlatın ister, sorularınıza cevaplar arayın biz yanınızdayız...



Updated: 2009-11-12T13:53:03.331+02:00

 

PSİKOLOG MU? PSİKİYATR MI ?

2008-10-08T16:02:28.536+03:00

Son dönemlerde televizyonlarda sıkça görmeye başladığımız bir konu. Psikolog ve psikiyatrist tartışması görev ve yetkileri. Bu konuda maalesef psikologların da psikiyatrist arkadaşlarımızın da yeterli bilgiye sahip olmadıklarını görüyoruz. Tartışılan soru şudur; Hastayı psikolog mu görmeli, psikiyastrist mi ? Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. TC yasalarına göre hastayı doktor görür, tedaviyi de ancak doktor yapar. Psikolog bir arkadaşın hasta tedavi etme yetkisi yoktur. Psikolog arkadaşlar tıbbi bir uygulama olan tedavinin psikiyatr arkadaşlarla birlikte ancak bir parçası olabilirler. (eğer insanı hasta diye tanımlıyorsak) Bunu tartışmanın hiçbir manası yok. (tabii burada pdr ve shu uzmanlarını saymıyorum bile) Ancak şunu da belirtmekte fayda var psikiyatristlerin psikoloji eğitimi yoktur. İnsan psikolojisini çözümlemenin olmazsa olmazı olan Felsefe, sosyoloji, psikolojiye giriş, kişilik kuramları, antropoloji, toplumsal cinsiyet gibi eğitim konularından hiç birinden haberdar değillerdir (eğer özel bir merakları yoksa). Bu böyle olunca insanı tüm yönleri ile bütüncül perspektifte anlamak ve tanımak yerine DSM IV tanı kriterlerinden birine denk gelen hastalığa- bozukluğa oturtmak ve ona uygun tıbbi bir müdahale olan tedaviyi- ilacı başlamak şeklinde bir yaklaşımı benimserler. (bir kısım psikologları da buna dahil edebiliriz) Ancak bizlerin olaya yaklaşımı hasta ve tedavi şeklinde değildir. Bize başvuran ofisimize gelen arkadaşlar hasta değildirler. Dolayısı ile bizim yaptığımız şeyde tedavi değildir. Bizim yaptığımız şey kişiye duygusal, ruhsal, psikolojik bir eğitim vermek suretiyle ileride sayacağımız sorunlara çözüm bulmalarına yardımcı olmaktır. Çağımız dünyasındaki insanın kaybolmuşluğuna, boşluk ve anlamsızlık duygusuna, kim olduğunu, ne olduğunu tanımlayamayışına ve kalabalıkların içindeki yalnızlığına bizler hastalık demeyiz. Çünkü eğer bu hastalıksa BİZLER dahil hepimiz hastayız. Ve işin esas komik tarafı bu hastalığında bir ilacı ve tedavisi yok. Bu sorunların çözümü isesadece ve sadece kişinin ruh dünyasına misafir olabilmek ve onu duygusal,ruhsal, psikolojik bir eğitimden geçirmek sureti ile mümkün oluyor. Bu, kişiye derin duygusal ilişkiler kurabilecek beceriyi kazandırır. Sorunlar karşısında analitik düşünebilme ve çözümleyebilme becerisi gelişir. Duygularını yaşam içerisinde olumlu bir şekilde dışarı verebilmesini sağlar. Kendisini, çevresini analiz edebilmesini ve kendi yaşamının anlamını, yine kendisinin bulmasını sağlar. Buda bizlerin işidir. Çünkü aldığımız eğitim bize insanın hastalıkta öte bir varlık olduğunu öğretti. Sağlık sevgi ve güvenle kalın..[...]

karışık duygular hissetme

2008-10-05T13:24:05.357+03:00

Karışık DuygulanımEn az bir hafta süre ile hemen hemen her gün hem mani hem de depresyon tanıları konulabilecek düzeyde yakınmaların yaşandığı bir durumdur. İki uçlu duygu-durum bozukluğu hastalarının yaklaşık 1/3 ünde bu teşhisin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Karışık (karma) duygu-durum epizodu ölçütleri: 1- Hem mani atağı hem de major depresyon atağı ölçütleri bunların süre ölçütleri dışında , en az bir hafta boyunca, neredeyse her gün yaşanmalıdır. 2- Bu duygu-durum bozukluğunun yakınmaları kişide mesleki ya da toplumsal işlevsellikte belirgin bozukluğa yol açabilecek, kişilerle ilişkilerde sorunlara neden olabilecek, kendine veya çevresindekilere zarar verecek davranışları önlemek amacıyla hastaneye yatırma gereksinimi hissedilebilecek ya da olası psikotik belirtilere yol açabilecek düzeyde olmalıdır. 3- Belirtiler bir madde, ilaç, tedavi ya da başka bir vücutsal hastalığa bağlı olmamalıdır. Görünüm şekli: Bu kişilerde kısa süreli gelip geçici ağlama hali,çökkün bir duygu-durum,hatta öz kıyım düşünceleri mani atağı belirtilerinin en yüksek olduğu dönemde ya da maniden depresyona geçiş evresinde görülebilir. Ayrıca depresyon esnasında kişide düşünce akışında aşırı hızlanmanın olması da diğer bir görünüm şeklidir. Bu kişilerde sinirlilik, panik atakları, yüksek sesle ve araya girilemeyen,durdurulamayan konuşma , saldırganlık hali, öz kıyım düşünceleri, uykusuzluk, büyüklük düşünceleri ve aşırı cinsel eylem ve düşünceler yanında kötülük görme sanrıları, davranışlarının farkında olmadığı bulanık bir bilinç yapısı görülebilmektedir. Daha çok gençlerde ve 60 yaş üzeri kişilerde görülmektedir. Sıkıntı düzeyleri daha çok olduğundan dolayı tedavi için daha çok başvurmaktadırlar. Karma duygu-durum bozukluğunun önemi: Bu durumun manik özellikleri şiddetli belirtilerle ( duygu-durumda dalgalanmalar, yoğun kaygı, suçluluk düşünceleri, psikotik belirtiler ) seyretmektedir. Bu tip duygu-durum bozukluğunda manik belirtiler de bilinen maniye göre daha uzun sürmektedir. Bu hastalarda intihara da daha yüksek oranda rastlanmaktadır. Birlikte bulunabilen psikiyatrik rahatsızlıklar: -Alkol-madde kötüye kullanımı -Obsesif-kompulsif bozukluk -Migren, konvulsiyonla seyreden bazı hastalıklar. Tedavi: Rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi kullanılmaktadır. Tedavi ilkeleri depresif bozukluklardaki gibidir. Karışık KaygılanımBu bozukluk aşağıdaki maddelerin varlığı halinde teşhis edilebilir. A-En az bir ay süresince devamlı olarak ya da tekrarlayarak varlığını sürdüren keyifsizlik, mutsuzluk,huzursuzluk gösteren bir duygu-durum hali. B- Bu mutsuzluk-huzursuzluk içeren duygu-durumun, en az bir aydır varolan aşağıdaki belirtilerden en az dördüne eşlik etmesi gerekmektedir. 1-Bir konu ya da aktiviteye konsantre olmada (yoğunlaşmada) güçlük çekme ya da zihnin boşluğa girmesi, şaşkınlık durumu. 2- Uykuya dalma güçlüğü ya da sabah kalkılınca yorgun kalkma,dinlendirici olmayan bir uyku. 3-Bitkinlik ve enerji düzeyinde azalma hissi. 4- Sinirlilik, huzursuzluk, en ufak şeyden gerilim hissetme, aşırı tepkisellik hali (irritabilite). 5-Üzüntü ve kederlilik hali. 6-Gözyaşının hemen akmaya hazır olması, kolayca ağlama. 7-Yerinde duramama, sıkıntı ile bir oraya, bir buraya gezinme hali. 8-Daima olabilecek olayların en k[...]

Bipolar Nedir?

2008-10-04T01:46:58.439+03:00

Bipolar bozukluk, bazen üzüntü ve durgunluk, yani depresyon; bazen de hem bedensel hem de zihinsel bakımdan aşırı uyarılmışlık hali, yani mani nöbetleri ile seyreden bir rahatsızlıktır. Günümüzde ilaçla kontrol altına alınabilmekte, hatta nöbetlerin ortaya çıkması önlenebilmektedir.Manik depresif hastalık, oldukça ciddi bir ruhsal rahatsızlıktır. Dönem dönem ortaya çıkan depresyon, yani durgunluk, üzüntü ve karamsarlığın egemen olduğu (intihar arzusu da görülür) bir ruh hali ile mani, yani aşırı hareketlilik, coşku (aşırı neşe ya da sinirlilik biçiminde) nöbetleri ile seyreder.Genellikle hem durgunluk hem de coşku uç noktalardadır ve uzun sürelidir. Bir başka deyişle ruhsal durumdaki olağan günlük değişikliklerden çok farklıdır ve hastane tedavisi gerektirir. Genellikle bahar aylarında ortaya çıkar. Hastalık aşağı yukarı her zaman mani ve depresyon dönemleriyle seyrederse de yalnızca mani ya da yalnızca depresyon olarak (ünipolar) görüldüğü de olabilir. Nöbetler arasında kişi bütünüyle normaldir.NedenleriBu rahatsızlık psikiyatride "afektif psikozlar" sınıfına girer. Bunun anlamı, hastalığın duygulanım ya da duyguların uç noktalara vardığı ruhsal değişikliklerden oluşmasıdır. Olası nedenlerden biri, duygulanımlarımızı denetleyen hormon mekanizmalarındaki bir bozukluktur. Beyinde ruh haliyle ilgili iki kimyasal madde vardır. Bunlardan biri serotonindir ve miktarın azalması ruh halinde kararsızlık ya da değişkenlik yaratır. Öteki kimyasal madde norepinefrindir ve duygulanımın türünü etkiler: Düşük düzeyi depresyonla, yüksek düzeyi ise mani ile ilgilidir.BelirtilerHastalığın özelliği, belli aralıklarla (Bu sürelerde kişi bütünüyle normaldir) ortaya çıkan, birbirinin karşıtı özellikte mani ve depresyon nöbetleriyle seyretmesidir. Mani, kişinin hem fizik hem de ruhsal bakımdan aşırı hareketli ve uyarılmış bir halde bulunmasıdır. Mani nöbetindeki kişi aşırı heyecanlıdır, bütün bedensel süreçleri hızlanmış gibidir: Çok hareketlidir, çok konuşur ve eğer mani neşeli bir ruhsal zemine sahipse gülme, şarkı söyleme, abartılı boyutlarda neşe gösterileri görülür.Hastaların bu dönemde kazançlarının üzerinde para harcadıkları, çevresindekilere armağanlar verdikleri görülür. Mani giyim kuşama da yansır. Rengarenk giysiler, abartılı makyaj göze çarpar. Düşünce akışındaki hızlanma çağrışımların artmasına neden olur. Hızlanan çağrışımlar sonucu hastanın konuşması, dinleyenlerin izlemede güçlük çekeceği ölçüde "daldan dala atlar" niteliktedir.Ne var ki mani her zaman neşeli bir zeminde seyretmez. Öfke duygularının egemen olduğu mani nöbetleri de vardır. Bu durumda hasta saldırganlaşır, çevresindeki herkese kızgın olduğundan tehlikeli bir hale gelir. Mani nöbetlerine sabuklamalar da eşlik edebilir. Büyüklük sabuklaması, mistik sabuklamalar (kendini peygamber sanma), perseküsyon sabuklamaları (herkesin kendisine kötülük edeceğini düşünme, casusların peşinde olduğunu sanma) gibi. Öteki uç, maninin tam karşıtı olan depresyondur. Manideki her özelliğin tersi görülür: Durgunluk, karamsarlık, üzüntü ve intihar isteği. Durgunluk hem fiziksel hem de zihinsel durgunluk biçimindedir. Düşünce akışı yavaşlar, konuşma ağırlaşır, suskunlaşır. Hasta sürekli ağlar, karamsar düşünceler içindedir, iştahı kesilir. Bazı vakalarda hiç yemek yememe gibi yaşamsal tehlike de ortaya çıkar (intihar riski bir başka tehlikedir); uykusuzluk ve sıkıntı görülür. Yaşama ilişkin bütün ilgilerini yitiren hastalar derin bir umutsuzluk içine düşerler. Böylesine durgun bir biçimin yanı sıra "ajite depresyon" denilen bir tablo da görülebilir. Genellikle mani ve depresyon nöbetleri kendiliğinden ve daha çok bahar aylarında ortaya çıkar ve tedavi edilmezse haftalar, aylar boyunca sürer.[...]

Siklotimik Bozukluk

2008-10-04T01:45:37.735+03:00

Hafif derecede mani ve orta derecede depresyon dönemlerinin bulunduğu hafif şiddette bipolar bozukluktur. Belirtiler en az 2 yıl boyunca olmalıdır. Kadın ve erkekte eşit sıklıktadır.
Depresif hastaların %15'inde intihar olur. Depresyon tedavi edilmezse 10 ay sürer. Manik atakların yaklaşık yarısı tekrarlar. Manik atak 3-6 ay sürer (tedavi edilmezse). Tedavide ilaç tedavisi, psikoterapi, şok tedavisi kullanılır.

Dip notlar:
Mani
Dengesiz ve kontrol edilemeyen davranışlar, aşırı para harcama, aşırı cinsel uğraşlar, hareketlilik,uykusuzluk, aşırı enerji ile belirli birhastalıktır.

Distimik Bozukluk

2008-10-04T01:43:36.961+03:00

Distimik Bozukluğun başlıca özelliği, en az 2 yıl, hemen her gün, yaklaşık gün boyunca süren, kronik depresif bir duygudurumun varlığıdır. Bu insanlar kendilerini kederli ya da hüzünlü olarak tanımlarlar. Çocuklarda irrite hal ile ortaya çıkabilir. Bir yıl sürmesi durumunda bu tanıyı alabilir (DSM IV). İştahsızlık veya aşırı yemek yeme, uykusuzluk ya da aşırı uyku uyuma, enerjinin düşük olması, yorgunluk, benlik saygısının düşmesi, düşünceleri yoğunlaştıramama, umutsuzluk duyguları ve karar vermede güçlük çekme görülür. Bu kişiler sürekli kendilerini eleştirirler ve ilgileri azalır. Kendilerini yetersiz bulurlar, çekici hissetmezler. Bu depresif durum bir parçaları olduğu için de, sorulmadıkça yakınmazlar; çünkü hep böyledirler.

İki yıl içinde ( çocuklar ve ergenler için 1 yıl ) iyi hissedilen ara dönemler, 2 aydan daha uzun sürmez.
Depresif durum toplumsal ve mesleki alanda, üretkenlikte sıkıntıya neden olur.

Distimik bozuklukta en sık yetersizlik duyguları, genel bir ilgi kaybı ve hiçbir şeyden zevk alamama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duyguları ya da geçmişle ilgili düşüncelere dalmalar, yaşam etkinliklerinde ve üretkenliğinde azalma, etkin olamama görülür; ayrıca hızlı göz hareketleri vardır.

Ailelerinde Majör Depresif Bozukluk olanlarda daha sık görülür.

Çocuklarda her iki cinste eşit görülür. Çoğu kez okul başarısında ve toplumsal etkinliklerde bozulmalara neden olur. Bu çocuklar irrite, ters, huysuz ve “asabi” dirler. Benlik saygıları ve toplumsal becerileri düşüktür; karamsardırlar. Kadınlarda erkeklerden 2 – 3 kat fazla görülür. Sıklıkla Kişilik Bozukluğu’yla birlikte görülebilir. İlaç tedavisinde anti-depresanlardan yararlanılır.

Psikosomatikf Bozukluk ( sindirim - yeme )

2008-10-03T21:14:04.990+03:00

Sindirim sistemini ilgilendiren hastalıkların stres ve psikiyatrik durum ile bağlantısı: a- Irritabl bağırsak sendromu ( spastik kolit, membranoz kolit): Yurtdışında yapılan çalışmalara göre nüfusun ortalama olarak % 15 inde görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla görülmektedir. Daha çok 45-64 yasları arasında görülmekteyse de yakınmalar erişkinliğe geçiş ya da erken erişkinlik döneminde başlamaktadır. Belirtiler: 1-Disk ilama ile rahatlayan karın ağrıları ya da dışkının kıvam ve miktarında değişiklikler. 2- Aşağıdakilerden en az 2 sinin varlığı ile birlikte olan dışkıda bozulma a- Dışkılama aralıklarında değişme ( haftada üçten az ya da günde üçten çok) b- Dışkı seklinde değişme ( gecen zamanın % 25 inden fazlasında ya çok sulu ya da çok katı yoğunlukta diski olması) c- Dışkının bağırsaktan geçişinde değişiklik (Gecen surenin % 25 inde varolan acele disk ilama isteği ya da tam olarak dışkılama ihtiyacını giderememe hissi.) d- Dışkı ile birlikte mukus ( sümüksü sıvı) gelmesi. 3- Aşırı bir gaz hissi ya da karında gerginlik hissinin olması. Rahatsızlık fazla miktarda işgünü kayıplarına yol açmaktadır.Hastalarda ayrıca baş, sırt, kas, alt karın ağrıları ve boğazda yanma, cilt döküntüleri, aşırı adet sancıları, çarpıntılar,derin nefes alıp verme, kaygılar, sersemlik hissi, idrar yaparken sancı, halsizlik, terleme, yineleyen idrar yapma ihtiyacı ,avuç terlemeleri hissedebilmektedirler. Rahatsızlıkta bağırsağın hareket sistemine ait işlev bozukluğu on planda düşünülmektedir. Bu durumda normalde dakikada 6 olan bağırsak ritmi 3 e inmiştir. Vakaların yarısından çoğunda çevresel stres etkenlerinin mide- bağırsak belirtilerini tetiklediği bildirilmiştir. Bu stres etkenlerinin de erkeklerde mesleki ; kadınlarda ailesel kökenli olduğu belirlenmiştir. Bu kişilerde küçük yasta anne-baba kaybı, cinsel-fiziksel taciz gibi travma tik olaylara daha çok rastlanmıştır. Bu kişilere verilen değerlendirme ölçeklerine göre depresyon, kaygı, kisilerarasi duyarlılık, somatizasyon ve düşmanlık puanları yüksek çıkmış, başka bir ölçekte de histeri, hipokondriazis ve depresyon puanları yüksek çıkmıştır. Araştırma sonuçlarına göre rahatsızlıktan etkilenen bireylerin % 22 sinde hayatları boyunca bir duygu-durum bozukluğuna (depresif bozukluklar , mani gibi) rastlanmıştır. Hastalığın aktif döneminde % 15 oranında majör depresyon saptanmıştır. Rahatsızlığın seyri: 5-8 yıl sure aralığı ile yapılan bir değerlendirmede hastaların % 85 inin kısa surede belirgin olarak daha iyileştiği, % 67 sinin ise uzun bir sure şikayetsiz kaldığı gösterilmiştir. Tedavide iyi gidisi gösteren işaretler arasında erkek cinsiyet, hastalığın başlangıç suresinin çok uzun olmaması, kabızlığın önde gelen yakınma olması, şikayetlerin ani bir mide-bağırsak düzensizliği ile başlaması sayılabilir. Tedavi: Bu rahatsızlıkta psikiyatrik sorunların da ( depresif bozukluklar gibi) daha fazla görülmesi nedeniyle uygulanan tedaviler sadece duygusal duruma değil, sindirim yakınmalarına da olumlu etki yapmaktadır. Gevşeme eğitiminin verilmesi ve bilişsel tedaviler ile genel gerilim düzeyinin azaltılması da sindirim sistemine ait yakınmaların tedavisine yardımcı olmaktadır. Stresle uygun bahsetme yollarının s[...]

Kekemelik

2008-10-02T21:23:07.206+03:00

Konuşma esnasında konuşmanın düzenli bir şekilde ilerlemesini bozan duraklama, bazı ses ve sözcükleri yineleme ya da bir heceyi uzatarak söyleme ile giden ve bazı kişilerde sosyal ortamlardan kaçınmaya yol açıp, kaygı ve üzüntü konusu olan bir bozuklukturNelerden dolayı olabilmektedir?Bazı ailelerde gerilim düzeylerinin yüksek olması ve ortak bir özellik şeklinde bu gerilimin nefes borusu ve ses tellerine iletilmesi ile ilişkili olabildiği ya da beyindeki konuşma merkezi ile ilişkisi olduğu yönünde düşünceler bulunmaktadır. Anne-babada obsesif-kompulsif kişilik yapısının varlığına da bu bozuklukta işaret edilmiştir. Çocuklukta yaşanan endişe , gerilim ve korkuların da etkilerinin olduğu düşünülmektedir. Bir görüşe göre kişinin çözümleyemediği ve bilinçaltına doğru bastırdığı ruhsal çatışma, korku ya da isteklerinin sonucunda oluşan nevrozların bir görünümü olarak düşünülmüştür. Hastaların % 40-60 kadarında ailelerinde kekemelik öyküsüne rastlanmıştır.Görüntüleme çalışmalarında beyin kan akımlarında azalmalar ve bölgesel olarak bazı alanlarda akımda düzensizlikler saptanmıştır.Hangi yaslarda baslar?% 3 oranında görülmektedir. Çocuklarda genellikle ailedeki daha küçük çocuklarda görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3-4 kat daha çok görülmektedir.Ketsel kesimlerde kırsala göre daha çok gözlenmektedir. En çok 2-7 yaş arasında görülmekte olup, ortalama başlangıç yaşı 5 yas civarıdır.Daha yaşlı kekemelik vakalarının daha çok durakladıkları, hava akımlarındaki kesilmelerin , ses tellerine uygulanan basıncın, iletişim kurma korkularının daha yüksek olduğu ve konuşma durumlarından kaçınmanın daha çok görüldüğü saptanmış.Genel olarak erkek çocukların kızlara göre daha karmaşık düzeyde kekelemelerinin olup, daha çok kekeleyerek, daha az karşılarındakilerle göz göze gelmeye çalıştığı, iletişim kurmaktan kaçındıkları, dolayısıyla tedavilerinin de daha uzun sürdüğü belirlenmiştir.Bazı vakalarda erişkinliğe geçiş döneminde kaybolmakta, bunun dışında tedavi edilmeyen vakalar omur boyu sürmektedir.Hangi durumlarda belirginleşir?Yabancıların bulunduğu, kalabalık ortamlar, bir otorite konumundaki kişinin karşısında, telefona yanıt vermek, birinden bir şey istemek, beklenmedik bir durumla hazırlıksız bir şekilde karşılaşma gibi hallerde belirginleşmektedir.Korktukları bu gibi durumlardan kaçınmaya çalışırlar. Söyleyemedikleri bir sözcüğün yerine hemen bir eşanlamlısını getirerek cümleyi tamamlamaya çalışırlar. Adları sorulduğunda yanıtlamakta güçlük çekebilirler. Bu nedenle bu isleri yakınlarındakilere bırakırlar. Öğrenciler bu nedenle arka sıralarda oturmaya çalışır, parmak kaldırmaz, konuşmalarda dinleyici olmayı yeğler, yoklamalar alınırken geç yanıt verirler, ya da el kaldırarak kaçınma davranışı gösterirler. Daha çok mimikleriyle yanıt vermeye eğilimlidirler. Yeni bir şey söylemek ya da istemek yerine başkaları ile ayni fikirde olduklarını ya da ayni şeyi istediklerini belirtirler. İstediklerini değil, söylemesi kolay olan şeyleri ısmarlarlar.Yoldaki bir görevliye, polise adres sormak için durduklarında ilk sesi çıkartmakta güçlük çekebilirler. Bu durumlarda konuşmayı kolaylaştırmak ve o sesi çıkarabilmek için el veya ayağı sallama, ayağı yere vurma, bas ve boyun hareketleri, göz , kas ve dudak hareketleri gibi tikler eslik edebilir.Tedavi:Davranış düzenlenimi, nefes alıştırmaları, gevşeme teknikleri, konuşma terapisi (konuşmanın yavaşlatılması,konuşma başlangıcının kolaylaştırılması, ses düzey kontrolü gibi) yapılmalıdır. Bazı vakalarda antidepresan ve anksiyolitik tedavileri faydalı o[...]

Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı)

2008-10-02T21:22:10.254+03:00

Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı )İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur. Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler. Tarihte Fransa kralı 4. Henry ve Sardunya kralı Victor un bu özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.Hastaların genel özellikleri:Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık dört kat daha sık görülmektedir. Cinsiyetler arasındaki oranın bu kadar yüksek olmasının bir nedeni de, erkeklerin böyle bir durumda çoğunlukla hastaneler yerine cezaevlerine gönderilmeleri olabilir. Kadınlarda ortalama olarak 30-35 yaşta; erkeklerde 50-55 yaşta daha sık görülmektedir. Hem erkek hem de kadınlarda diğer dürtü kontrol bozuklukları rahatsızlığa eşlik edebilir. Erkeklerde daha çok piromani (dürtüsel olarak ateş yakıp, yangın çıkarma) ve hastalık derecesinde kumar oynama ve tekrarlayıcı patlayıcı davranım bozukluğu ile bir arada iken; kadınlarda trikotilomani ( dürtüsel olarak saç ve vücut tüylerini yolma hastalığı) ile beraber bulunabilmektedir. Rahatsızlık sosyoekonomik düzey ile doğrudan ilişkili olmayıp, bu durumdaki kişinin sosyokültürel düzeyi yüksek de olabilmektedir.Kişiler bu davranışlarına engel olabilmek için sosyal hayatlarını kısıtlayabilir ve çevrelerinden uzaklaşabilir, alışveriş yapmamaya çalışabilirler.Hastalığa neden olabilecek etmenler:Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz koşulların sonucu gelişen kayıp yaşantıları önemli etkenler arasındadır. Kleptomanik davranışlar da bunların etkisini gidermeye yöneliktir. Bilinçaltındaki bu anıların kişiyi zorlaması ile oluştuğu düşünülmektedir. Bu kişilerin çocukluklarındaki aile hayatlarının oldukça travmatik ve sorunlu olduğu saptanmıştır. Bu bireylerde narsisistik (kendine olan sevgi,ilgi ve destekler) kırılmaların, özgüven yaralanmalarının sonucu olarak ortaya çıktığı da düşünülmektedir. Kişinin özsaygısı ve değerliliğine yönelik yapılan saldırılar, ilerleyen dönemlerde kişinin olgun bir benlik yapısı geliştirmesine engel olur ve bu tür davranışlara zemin hazırlar.Kleptomani eylemleri bir kayıp yaşantısını izleyerek de gelişebilmektedir. Bu duruma kadınlarda çocukların evden uzaklaşması; erkeklerde andropoz döneminde rastlanabilir. Kadınlarda gerilimin arttığı adet dönemleri ve hamilelik dönemlerinde bu tür eylemler artmaktadır. Özellikle bizim toplumumuzda hamile kadınlarda başkasının evinde misafir iken, yiyecek maddelerine karşı olan bu davranış ilgi çekicidir.Bu tür davranışlarda odaklanılan maddeler kişi için cinsel bir anlam da [...]

Deli kim ? Napolyon mu ? Kredi kartindan nakit çekenler mi ?

2008-10-01T20:09:05.099+03:00

Bu günlerde ismi lazım değil baş harfi “F” olan bir banka, reklâmlarında kredi kartından nakit çeken bir kişiyi "delirmiş olmalı" deyip ambulansa paketleyip götürüyor. Bu bankayı tercihin ne kadar akıllıca olduğunu bilemem. Kendileriyle tanışıklığım, sadece teknoloji ürünleri satan bir mağazadan satın alacağım ürünü, o bankaya ait kredi kartı ile almam halinde %15 indirim yapacaklarını söylemeleri ile oldu. Üstelik 8 ay taksitle. "Peşin ödeyeyim, indirim yapın" dedim. Yapmadılar. Alacağım ürünün fiyatı 2000 YTL civarında olduğu için 300 YTL lik bir fark doğuyordu. Kredi kartını hemen mağazadan temin ederek ürünü satın aldım. Ama almaz olaydım. Her gün en az iki kısa mesajla taciz etmeye başladırlar. Kefilsiz 5000 YTL kredimi hemen alabilirmişim. Olur, başka? Şu gün şu kadar alışveriş yapın filanca yerden, ödemelerinizi iki ay sonra başlatalım. Benim yerime ödeyeceklerini söyleseler anlayacağım. Ama onu da demiyorlar!Neyse tüm bunları bir kenara bırakalım. Kredi kartını çarşıda, pazarda dağıtan bankalar bizden daha akıllı olsalar gerekir ki limitini de kallavi koymayı ihmal etmiyorlar. Aslında yaptıkları bir balıkçının oltasını atıp beklemesinden ibaret. Dertleri balıkları toplamak tek tek. Cebinizde olmayan parayı harcamanızı ve sıkıştığınız yerde kredi kartının asgari ödeme miktarını aşıp faiz çarkına düşmenizi bekliyorlar. Çok akıllılar. Çünkü ödemelerini düzenli yapan kredi kartı kullanıcısının hiçbir cazibesi yok. Asgari ödemeyi yapacaksınız ki faiz işleyecek banka parasına para katacak. Paralar küçük belki ama sizin gibi binlerce, on binlerce kişi olunca rakamlar büyüyor, büyüyor adeta bir kartopunun çığ haline gelmesi gibi. İşte bu yüzden daha çok kredi kartı dağıtıyorlar, alışverişlerinizi kredi kartına yönlendiriyorlar. Yine bu yüzden memleketimde ekonomiyi kayıt altına alacağız bahanesiyle, harcanan her paradan bir miktarı yurt dışına göndermemizi sağlıyorlar. Evet, çok akıllısınız.Biz de akıllı olalım: Kredi kartı yerine nakit harcayalım. Yaptığımız her alışverişin fişini alalım. Böylece kendi ekonominizi düze çıkarırken memleket ekonomisinin de düze çıkmasına ufak da olsa bir katkıda bulunmuş oluruz. Cebimizde olmayan ya da kazanamayacağınız parayı harcamanın getireceği sıkıntıları yaşamamış oluruz. Birçok kişi cebinde olmayan parayı harcayıp bir süre sonra sıkışıyor. Kişi kendi yaptığından sorumludur elbet. Ancak kredi kartı intiharlarının müsebbibi bankalar olduğu kadar, onları denetlemeyen ve gelişigüzel kredi kartı dağıtılmasına müsaade eden devlet de aynı zamanda sorumludur. Kredi kartı çılgınlığımız bu hızla devam ederse her gün yeni insanlar için deniz bitecek ve karaya vuran bir sürü insan sosyal sorunları da beraberlerinde getirecek.Şimdi geleceği belli olmayan bir parayı harcayan kişinin ne kadar akıllıca davrandığını sorgulayalım : Psikiyatrik tanılarda sınır koymakta zorlanmanın çok ciddi bir sorun olduğu üzerinde durulur. Bu konuda kişilik bozukluğu olan bir kişi sosyal ilişkilerinde, cinsel yaşamında ve para harcama konusunda zorlanır. Örneğin sınırsız harcar, ilişkilerine sınır koyamaz. Manik bir kişi de yine ilişkilerinde sınır sorunu yaşar ve kazandığından çok harcar. Çoğunlukla da hastalık dönemi bittiğinde ödeyemeyeceği kadar çok harcamış olarak dönemden çıkar. Ödeme zamanı çoğu kere depresyon dönemine denk gelir ve ödeme güçlükleri depressif hali daha da ağırlaştırır. Burada kişinin sorunları bankayı ilgilendirmez o kanunen alacaklıdır ve hakkını almak için bir süre sonra yasal yollara başvurabilir. Böylece ortaya çıkan sorunun [...]

Tecavüz ve Cinsel Tacizde Ruhsal Durum

2008-10-01T20:07:40.669+03:00

Tecavüz gönülsüz bir kurbanı zorla cinsel bir eğleme katmaktır. Genellikle bu eylem cinsel birleşmedir. Bununla birlikte anal birleşme ve oral sex te tecavüz sayılır.

Tecavüz, kurbanın hemen her zaman fiziksel zarar görmeyle tehdit edildiği yaşamı tehlikeye sokan bir deneyimdir.

Tecavüzleri % 50 sinden fazlasının yetkililere bildirilmediği dikkate alındığında bu insanların da tedavi olmadıklarını düşünmek yanlış olmaz sanırım.

Tecavüz temelde cinsel bir yaklaşma eyleminden çok vahşi bir aşağılanma eylemidir. Tecavüz edenle edilen arasındaki temel etkileşim ise fiziksel egemenlik ve boyun eğme ilişkisidir. Bu durumdaki kurbanın çektiği çaresizlik hissinden cinsel tatmin olma oranı aslında sanılanın ötesinde çok azdır. Bazen tecavüzcü cinsel anlamda yetersiz de olabilir ve bu gibi durumlarda tecavüzcüler şiddet dahi kullanabilirler.

Tecavüzcülerin neredeyse tümü erkek ve mağdurların tümüne yakın bir kısmı kadındır.

Hem tecavüz hem de cinsel taciz kurbanlarının tipik tepkileri utanç,aşağılanma, sıkıntı hissi, şaşkınlık ve öfkedir. Bir çok kurban yaşadıkları durumdan bizzat kendilerinin sorumlu olup olmadığını ve saldırıyı bir şekilde kendilerinin davet edip etmediklerini sorgularlar.

Uzun vadede depresyon , travma sonrası stres bozukluğu ve sıkıntı ile giden bir çok rahatsızlık ortaya çıkabilir. Ancak yerinde psikolojik destek ve yardım bu durumları önlemek için önemlidir. Böyle bir duruma maruz kalan kişide aşağıdaki belirtilere dikkat etmek ve tedbir almakta fayda vardır.

Yaşanılan deneyimin tekrar yaşanıyormuş gibi olması (flashback)

Deneyimle aşırı zihinsel meşguliyet,

Kendini bir türlü temizleyemediği korkusu,

İzlenme yada yalnız kalma korkusu,

Saldırırın olduğu yere geri dönme korkusu,

Kabuslar,

Uykusuzluk,

Yeme alışkanlıklarında değişimler,

Baş ağrıları

Bulantı ve kusmalar,

Hasta cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilir veya vajinismus gelişebilir.


Bu durumlar tedavi edilmediği taktirde yaşam boyu silinmeyen izler bırakacak bir ruhsal sorun halini alabilir.

Depresyon İçin Öneriler

2008-10-01T20:04:37.446+03:00

ÖNERİLERİlaçlara ve psikoterapiye ilave olarak düzgün beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve aile çevrenizden destek, tedaviyi olumlu etkileyecektirBunlara ek olarakGereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınmak, Duygu ifadelerinin desteklenmesi, Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmeler, negatif yorumlar ele alınmalı, Yeni ilgi ve uğraş, kendini ifade etme alanları sağlanması yararlı olur. Daha aktif olmak, Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek, Düşünceleri yeniden yapılandırmak ("Başka nasıl düşünebilirim?"), Düşünce hatalarını yakalamaya çalışmak,Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri attırmaktır. İkinci adım, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili günlük planlar yapmaktır.Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün. Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın. Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın. Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün. Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun. Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin. İkisini dengelemeye çalışın. Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün. Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın. Kendinizi yüreklendirin. Esnek olun. Yedek faaliyetler planlayın. Planlarınız uygulanabilir olsun. Yaptıklarınızı gözden geçirin. Sabırlı olun.Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir.Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, "nasıl düşündüğünüzü" ve bu düşüncelerin "duygularınızı nasıl etkilediğini" fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır.Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır.Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler? Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi? Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor? Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı? Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum? Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü? Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım? Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor?Eğer depresyonda isenizKişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin. Kendiniz için bir hobi geliştirin. Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin. Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunu sınayın. Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın. Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının. Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana danışın. [...]

Hastalıklar ve Depresyon

2008-10-01T20:02:57.406+03:00

Kronik hastalıklar, çok uzun süre davam eden ve tam olarak tedavi edilemeyen hastalıklardır. Şeker hastalığı, böbrek, kalp hastalıkları, AIDS ve multiple sclerosis gibi hastalıklar bu grup içerisindedirler. Bu hastalıklar tam olarak tedavi edilemiyor olsalar bile, ilaç tedavisiyle, özel diyetler ve diğer tedbirlerle kontrol altına alınabilmektedir.Kronik hastalık teşhisi konulan kişiler, hastalıklarına ve tedavi programlarına göre yaşamlarını tekrar düzenlemek zorunda kalmaktadırlar. Hastalıkları, bağımsızlıklarını, yaşam biçimlerini, kendilerini ve diğer insanları algılayışlarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle, kronik hastalık teşhisi konulan hastalarda üzüntünün ve umutsuzluğun olması bir dereceye kadar normal olarak görülmelidir. Ancak kronik hastalıklar bazı kişilerde depresyona neden olabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre kronik hastalık teşhisi konulan her üç kişiden birinde depresyon semptomları görülmektedir. Kronik hastalıklarla bağlantılı olan fiziksel değişimler depresyonu tetikleyebileceği gibi, birey hastalığın beraberinde getirdiği zorluklara karşı psikolojik olarak tepki veriyor da olabilir.Herhangi bir kronik hastalık depresyonu tetikleyebilir, ancak ağır bir kronik hastalığın olması ve bu hastalığın bireyin hayatını büyük ölçüde etkiliyor olması depresyon riskini de arttırmaktadır. Kronik hastalığın ağrıya ve yorgunluğa neden olduğu durumlarda, kronik hastalığa bağlı olarak gelişen depresyon, hastalığı ağırlaştırabilir. Depresyon ağrıların şiddetini arttırabilir.Kronik hastalıklarda depresyonun görülme oranı bir hayli yüksektir. Kronik hastalıklar ve bu hastalıklardan muzdarip olan bireylerde depresyon semptomlarının görülme oranı aşağıda sıralanmıştır:• Kalp krizi: hastaların % 40-65’inde• Parkinson hastalığı: hastaların % 18-20’sinde• Multiple Sclerosis: hastaların %40’ında• Felç: hastaların % 10-27’sinde• Kanser: hastaların % 25’inde• Şeker hastalığı: hastaların %25’indeHastalar ve hasta yakınları, çoğunlukla depresyon semptomlarını görmezden gelirler ya da bu semptomların kronik bir hastalıkla mücadele eden bir kişide görülmesinin normal olduğunu düşünürler. Ayrıca, bazı durumlarda depresyon semptomları diğer tıbbi durumlar tarafından maskelenebileceği ve başka bir biçimde ele alınabileceği için depresyonun tedavisi de yapılamamaktadır. Her iki hastalığın da tedavisinin yapılması çok önemlidir.Kronik hastalıkları olan bireylerde görülen depresyonun tedavisi, diğer kişilerde uygulanan depresyon tedavisine benzerdir. Erken teşhis ve tedavi önemlidir. Böylelikle kişinin yaşadığı duygu durumu değişmekte ve komplikasyon ve intihar riski azalmaktadır. Depresyon tedavisi gören kişilerde genel tıbbi durumun iyiye gittiği, yaşam kalitesinin yükseldiği ve kronik hastalıkları için uygulanan tedaviye daha iyi uyum sağladıkları gözlenmiştir.Depresyon tedavisinde, ilaç ve psikoterapi yöntemleri uygulanmaktadır. Kronik hastalığın tedavisini üstlenen doktorun, depresyon tedavisi için yönlendirmesi ve her aşamadan haberdar olması önemlidir.Kronik Hastalıklarla Başetmek İçin ip Uçları:Hastalığın fiziksel etkileriyle birlikte yaşamayı öğrenin,Tedavinizin nasıl yapılacağını ve bu konuda sizin üstünüze düşen sorumlulukları öğrenin,Doktorunuzla her konuda açık bir şekilde konuşun,Olumsuz duygularla başedebilmek için duygusal dengenizi korumaya çalışın,Özgüveninizi ve kendinize dair olumlu fikirlerinizi korumaya çalışın,Depresyon semptomları görülür görülmez bir uzmandan yardım alın.[...]

Bayram tebrigi mesajı

2008-09-30T14:00:40.949+03:00

Tüm müslümanların mübarek ramazan bayramlarını kutlar en içten dileklerimizle sağlıklı, mutlu ve bir arada ramazanlar dileriz...
Hayatınızdan tad alın depresyona kafayı takmayın...

Evlilik sorunları

2008-09-29T13:50:07.312+03:00

Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin yaşlara gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her ne kadar “dışı sizi, içi beni yakar” deseniz de yurt dışında yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş grubunda evli erkeklerde, aynı yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan erkeklere göre , 10 yıl içinde ölüm oranları iki kat daha az bulunmuştur. Evli erkekler daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar. Evlilikte en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim süresi ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişleri, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar, eğer çocukları varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir. Evliliklerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam düzeni, ekonomik sorunlar , evlenen gençler ve ebeveynleri arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten sonra gençlerin erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları şeklinde), emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim sonrasında başlayabilmektedir. Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar artmaktadır. Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar: Kadınlarda vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir. Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi edilebilir sorunlar arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal baskılar yüzünden evlilik yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır. Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede karşı cins ile iletişimin katı bir şekilde sınırlandırılması ve korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu nedenlerle genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile sorunlu cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler arkadaşlarının ya da bazı akrabalarının telkini ile paralı uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk deneyimlerde olumsuz yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans kaygılarını arttırmaktadır. Bireyler cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa, bunların tedavilerini birlikteliklerinin erken aşamalarda yaptırmalı bugünkü işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir güzel sanatlar gösterisi şekline dönüştürülmelidir. Farklı sosyokültürel düzeyler: ( farklı dinler, milletler, mezhepler,farklı sosyoekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi) birbirlerinden çok farklı sosyokültürel d[...]

Ergenlerde Depresyon

2008-09-28T23:34:35.897+03:00

Ergenlik dönemi, gelişimsel olarak tam bir geçiş dönemidir. Bu dönemde yaşanan fiziksel, duygusal, psiko-sosyal ve sosyal değişimler bireyi derin bir biçimde etkiler. Fiziksel değişimlere bağlı olarak kendi bedenini ve cinselliği keşfeden ergenler bu alanlarla ilgili sorunlar yaşayabilirler. Kişisel kimliğin kurulduğu bu dönemde birey, ‘ben kimim?”, “hayatın anlamı ve amacı ne?’ gibi kritik sorulara yanıt arar. Ergenlerde görülen bu değişimler onların sosyal etkileşimlerini ve kendilerini algılamasını etkiler. Ergenlik, kişisel kimliğin kurulmasıyla, toplumun bir üyesi olarak kendi rolünü belirginleştirme arasındaki dengeyi kurma mücadelesidir.Depresyon, çok çeşitli durumlara ve stres yaratan faktörlere karşı verilen bir tepkidir. Ergenlerde depresif duygu durumu yaygın olarak görülebilmektedir, çünkü bu normal olgunlaşma/büyüme sürecinin, bu sürece eşlik eden stres faktörlerinin, seks hormonlarının ve bağımsızlığını elde etmek için anne-babayla çatışmanın bir parçası olabilmektedir. Depresif duygu durumu, bir arkadaşın ya da akrabanın ölümü, sevgiliden ayrılmak ya da okulda başarısız olmak gibi rahatsızlık verici olaylara ve durumlara karşı bir tepki de olabilir. Özgüvenleri düşük, kendilerini kıyasıya eleştiren, olumsuz olaylar ve durumlar üzerinde kontrol gücünün olmadığını düşünmeye eğilimli ergenlerde, stres yaratan olaylar ve durumlarla karşılaşma depresyon riskini arttırabilmektedir.ERGENLERDE DEPRESYONUN BELİRTİLERİErgenlerde depresyon tanısı koymak zor olabilmektedir, çünkü ergenlik döneminde duygusal iniş ve çıkışlar normal bir süreç de olabilmektedir. Bazen dünyanın harika bir yer olduğu düşüncesiyle kendini iyi hisseden ergen, bazen de hayatın berbat bir şey olduğunu düşünebilir. Bu düşünceler birkaç saat içinde değişebileceği gibi birkaç gün bile sürebilir.Depresif duygu durumunun sürekli olması, okul başarısının düşmesi, aileyle ve arkadaşlarla ilişkilerde sorunlar yaşanması, madde bağımlılığı ve diğer olumsuz davranışlar depresif epizodu işaret ediyor olabilir. Bu dönemde depresyon riskini arttıran faktörleri şöyle sıralayabiliriz: ebeveynlerden birini ölüm ya da boşanma nedeniyle kaybetme, çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel tacize maruz kalmak, sosyal beceri eksikliği, kronik hastalıklar ve aile bireylerinden birinde depresyon hikayesinin olması.Aşağıda sıralanan belirtiler iki haftadan daha fazla sürerse depresyon riskinden söz edilebilir:Okul başarısının düşmesiArkadaşlardan ve sosyal etkinliklerden uzak durmakÜzüntülü ve umutsuz ruh haliEnerjinin ve motivasyonun düşük olması, hiçbir şeyden zevk alamamaÖf keli olmaEleştirilere karşı aşırı tepkili olmaİdeallerine ulaşamayacağını hissetmeÖzgüvenin düşük olması, suçluluk duygularıKararsızlık, konsantre olamama, unutkanlıkHuzursuzlukYemek ve uyku örüntüsünde değişikliklerMadde bağımlılığıOtorite figürleriyle sorunlarİntihar düşüncesiErgenler, depresif duygu durumundan kaçınmak için uyuşturucu ya da alkol kullanabilir ya da rastgele cinsel ilişkiler kurabilir. Ergenler, düşmanca, saldırganca ve riskli davranışlarla da depresyonlarını ortaya koyabilirler. Ancak bu davranışlar onların sadece yeni sorunlar yaşamalarına neden olur, depresif duygu durumları derinleşir ve arkadaşlarıyla, aileleriyle ve okul yönetimiyle ilişkilerine zarar verir.ERGENLERDE DEPRESYON TEDAVİSİ Depresyon geçiren ergenlerin tedavi edilmesi son derece önemlidir. Depresyon ciddi bir durumdur ve tedavi edilmezse ergen bireyin h[...]

Altın fiyatları

2008-09-28T21:29:50.472+03:00

Piyasaları günlük takip eden biri olarak internette gezinirken yeni bir siteye rastladım. Site Altın fiyatları, Dolar fiyatları, Euro fiyatları, IMKB ve dünya borsaları hakkında geniş ve güncel bilgiler içeriyor. Anlık piyasa ve kur takibi yapılıyor. Piyasa ile ilgilenen arkadaşlara yardımı dokunacağından eminim. Öğrenmek isteğiniz bilgininin üzerine tıklayın.

Karşılık beklemeden yapılan iyilikler ( Philemon ve Baucis in öyküsü )

2008-09-28T16:04:32.597+03:00

Günlerden bir gün Zeus, oğlu Hermes ile kılık değiştirip, Olimpostan aşağı inerek, ülkemiz topraklarında yer alan eski Frigya bölgesinde( Ege bölgemizin iç kısımları,Güney Marmara ile İç Anadolu Bölgemizin batısı arasında kalan eski yerleşim alanı) dolaşmaya çıkmışlar. Amaçları insanları sınamak, birbirlerine karşı yaklaşımlarını ve sahip oldukları zenginlikleri nasıl değerlendirdiklerini daha yakından görmekmiş. Bu iki yolcuya kimse gereken ilgiyi göstermemiş, güleryüzle davranmamış, misafir olarak kabul etmemiş, selam bile vermemişler. Sadece yaşlı Philemon ve karısı Baucis kıt kanaat geçinmelerine karşın onları evlerine davet ederek, dostça karşılamışlar. Kim olduklarını bilmeden, bu değerli misafirlerin önlerine sıcak çorbalarını getirmişler, sofralarını paylaşmışlar. İki misafir zengin komşularının soğuk ve umursamaz davranışlarına karşın, parasal açıdan yoksul, ancak sevgice varsıl bu iki güzel insanın içten ve şirin davranışları karşısında çok etkilenmişler. Zeus ve Hermes “ bizler ölümsüzlerdeniz, siz ölümlülerin arasına girerek sizleri sınavdan geçirmek istemiştik. Bu sınavı sadece siz kazandınız. Diğerleri ise bencillikleri, taşkalplilikleri ve saygısızlıkları nedeniyle bu sınavı kaybettiler. Tabii ki sapla samanı ayıracağız. Biz şimdi gidiyoruz , siz ikiniz de bizim ardımızdan gelin” demişler. İki yaşlı insan bu sözler karşısında şaşkına dönmelerine rağmen, bu iki yabancıyı izleyerek, düşe kalka dağ yolundan yukarıya çıkmaya başlamışlar. Bir parça soluklanmak için durdukları anda,büyük bir gürültü ile yerlerinden sıçramışlar. Sesin geldiği yöne baktıklarında daha önce evlerinin bulunduğu toprakların su altında kaldığını, evlerin yıkıldığını, insanların ne olduğunu anlayamadan boğulduğunu üzüntü içinde görmüşler. Bir süre sonra baraka şeklindeki kendi evlerinin, mükemmel bir yapı haline geldiğini görmüşler. Zeus bu yardımsever insanlara dileklerini sormuş. Onlar da doğup büyüdükleri topraklardan uzaklaşmak istemediklerini, bu kutsal yapının koruyuculuğundan başka bir şey istemediklerini ifade etmişler. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Aradan geçen yıllar boyunca birbirine sevgi ile davranmaya devam eden bu iki insan doğal olarak daha da yaşlanmış. Philemon gençliklerinden bu yana yaşadıkları tatlı anılardan bahsederken, karısı Baucis’in yüzü, elleri ve tüm vücudunun değişerek, saçlarından yaprakların, parmaklarından dalların, ayaklarından da köklerin çıktığını görerek hayrete düşmüş. Aynı görüntüyü Baucis de sevgiyle bağlandığı kocası Philemon da görmüş. Birbirlerine gülümseyerek, veda etmişler aynı anda , birbirlerinden ayrı kalmadan tam bir ağaca dönüşmüşler. Baucis sıcak kış günlerinde içimizi ısıtan ıhlamura; Philemon ise gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe ağacına dönüşmüş. Ve insanlara faydalı olmaya devam etmişler. Sevgili dostlar, atalar “iyilik yap, denize at, balık bilmezse, halik bilir” demişler. Aslına bakacak olursanız insanlar zayıf yaratıklardır. Hepimiz bir başkasına çeşitli nedenlerle gereksinim duyarız. Her din insanlara yardımlaşmayı [...]

Mitolojide narsisizm

2008-09-28T16:03:34.029+03:00

Eski Yunan mitolojisine göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden , davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.

Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü aktaracağız.

Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler de bu şekilde kendilerine aşık, hep önde olmak, en gözde olmak isteyen, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler.

Hiç bir şey göründüğü gibi değildir ( Europa ile Zeus un kavuşmasi )

2008-09-28T16:03:00.673+03:00

Günümüzde olduğu gibi, o zamanlarda da bütün kadınlar güzel,duygusal ve hassasmış. Hepsi bir yana, bunlardan bambaşka sevimlilikte bir Europa adlı kız varmış. Ancak bu sevimliliğinin çevresindekileri etkileyip, boş yere ümit vermemesi için erkeklerle arasına kabul edilebilir ölçüde mesafe koyarak kendi dostları arasında mutlu bir şekilde yaşarmış. Zeus bu sevimli kıza gönlünü kaptırmış. Gelin görün ki, mitolojik bir tanrı da olsa Europa’nın yanına yaklaşması ile, Europa onun yanından uzaklaşırmış. Fakat mitolojide çareler tükenmez. Zeus keskin zekasını konuşturarak, kendini herkesin seveceği uysal bir boğa şekline sokmuş. Doğruca Europa’nın yaşadığı yemyeşil kırlara gitmiş. Europa ve birbirinden sevimli kız arkadaşlarının yanına yumuşakbaşlı bir şekilde yaklaşmış. Boğa görünümündeki Zeus Europa’nın yanına gelince durmuş ve ona adeta beni sev diye bakmış. Boğa şeklindeki Zeus adeta bir kedi gibi davranarak, kuyruğunu neşe ile sallayıp, yere çökmüş. Europa da arkadaşlarına “ haydi gelin, bu tatlı hayvanın sırtına binerek kırlarda gezelim, o kadar uysal ki, sanki bir kuzu gibi , üstüne üstlük hepimizi sırtına alabilecek kadar da güçlü” diyerek eğilmiş olan hayvanın sırtına binmiş. Arkadaşlarının yanına gelmesini beklerken, az önceki o yumuşak boğa bir anda yerinden fırlayarak, müthiş bir hızla koşmaya başlamış. Arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında, bir anda Europa korku ve hayret içinde boğanın sırtında ne yapacağını şaşırmış, adeta dili tutulmuş. Kımıldayamaz halde, ne bir şey söyleyebilmiş ne de ağlayabilmiş. İşin ilginç yanı boğa, karanın bittiği yerde deniz üzerinde de koşmaya başlamış. Bir süre sonra boğa görünümündeki Zeus ve güzel Europa tekrar bir adadan karaya çıkmışlar. O zaman Zeus gerçek görünümüne bürünmüş. Europa’ya sevgisini açıklamış. Birlikte güzel günler yaşamışlar. Akıllı ve güzel çocuklar dünyaya getirmişler. Başlangıçta bize soğuk gelen, ilginç gelmeyen nesneler, kişiler ve olaylar eğer onlara farklı bir gözle bakarsanız güzel ve zevkli hale gelebilir. Bu şekilde hayatımızı daha mutlu bir hale getirebiliriz. Tam tersi bazen de olayların içine sonunu düşünmeden dalarız. Bize çok uygun ve karlı görünür. Oysa bazen gerçekler göründüğünden farklıdır, gerçeklikten uzak , romantik, ayakları yere basmayan duygusal ya da maddi yatırımlar pahalıya malolabilir. O yüzden önyargı ile hareket etmek ne denli uygunsuzsa, aşırı beklentili olmak ve sınırsız davranışlar da o derece zarar verici olabilir. Yani görünüşe aldanmamak gerekir. Bu nedenle hiçbir durum ya da kişi hali ya da tavrı nedeniyle küçümsenmemelidir. Bir de tabii ki, Zeus gibi eğer bir hedefe kilitlenmişseniz o işi başarırsınız. Karar verip başlamak, o işi yapmanın yarısıdır. Belli bir süre bir işi yaptıktan sonra motivasyonunuz azalabilir. Motivasyonunuzu yenileyip,kuvvetlendirmek için sık sık geleceğe yönelik hayaller kurmalısınız. Kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapmalısınız. Tekdüzeliği kıracak farklılıklar oluşturmalısınız kendinizde ve çevrenizde. T[...]

Mantık ve sevgi birlikteliği- Psyche ve Eros:

2008-09-28T16:01:22.783+03:00

Öykümüz şu anda Aydın ilimiz sınırlarında bulunan Milet antik kenti krallığında geçmektedir. Milet kralının bir kızı o kadar güzeldir ki, Afrodit onu çok kıskanarak, yok etmek istemiş. Oğlu Eros'a « benim gibi bir tanrıça ile ölümlü bir kızın güzelliğini kıyaslıyorlar. Git ve o kızı bir canavarla evlendir, öyle zorluklar çekip, yıpransın ki bana rakip olamasın» demiş. Eros annesinin yanından Olimpos'tan inerken Psyche'nin kalbine atacağı ok ile onu bu canavara aşık etme düşüncesindeymiş. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış. Eros Psyche'ye aşık olmuş. Ancak Eros bir tanrı imiş ve tanrılara göre ( Zeus hariç) ölümlüler ile ilişki kurmamalıymış. Buna çare olarak Eros kimsenin bilmediği , ıssız bir yerdeki mükemmel bir şatoda aşığı ile buluşmaya başlamış. Kanatlı bir tanrı olduğundan , Psyche'nin fark etmemesi için geceleri karanlıkta buluşup , Psyche'nin onun vücudunu görmemesini sağlamaya çalışıyormuş. Ondan da kendisini görmemesini istiyormuş. Bu arada Psyche'nin kardeşleri aslında onun aşığının çok çirkin olduğu için böyle davrandığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine Psyche, eline aldığı bir kandille gece yarısı uyumakta olan Eros'u görmeye çalışmış. Onun yakışıklılığından çok etkilenen Psyche onu öpmek üzere eğildiğinde kandildeki kızgın yağ Eros'un omzunu yakmış. Bir anda uyanan Eros kanatlanarak oradan uzaklaşmış. Eros gidince aşk dolu günlerin bitişi ile Psyche’nin kendisi gibi şato da yıkılmış. Psyche dualar ve yakarmalar sonrasında Afrodit’in karşısına çıkıp, ondan kendisini Eros ile bir araya getirmesini istemiş. Afrodit ise ona karşı duyduğu kin nedeniyle ona kötü davranarak 'can sıkıntısı ve hüzün' duygularını ona bağlamış. Ayrılıkları çok uzun sürmüş. Ancak sonuçta her ikisinin de gayretleri ile kimine göre Afrodit’in yumuşaması, kimine göre ise Zeus’un yardımı ile bir araya gelerek, mutluluk, başarı ve incelik içinde yaşamışlar. Bu mitolojik öyküden aslında birden çok sonuç çıkarılabilir. Bir tanesi el elden üstündür. Her şeyin mutlaka daha iyisi vardır. Kişilerin kendilerini devaynasında görmeleri kişilik sorunlarından ötürüdür. Bunu ancak aşağılık duyguları olan insanlar yapar ve bu durum tedavi edilmezse kişilerin başına olmadık işler açar ( kraliçenin çevresini küçümsemesi gibi). Bir ikinci ders alınması gereken nokta kişilerin kendi sınırlarını belirlemesidir. Eğer insanlarla aranızda belli bir takım sınırlar olmazsa o ilişkilerden zarar görebilir ve sorunlarla karşılaşabilirsiniz (izin verilmemesine rağmen Psyche’nin Eros’u görmek istemesi gibi). Bir de tabii unutmamak gerek, ailenizin evlendiğinizde ya da birlikteliklerinizde müdahale etmemelerini sağlamalısınız. Bir benzetme yapacak olursak kanserli hücrelerin temelinde var olan sorun, bu hücrelerin birbiri ile olan belirli sınırlarının dikkate alınmayıp, sanki hiç sınırları yokmuş gibi birbirlerine aşırı derecede yaslanıp, çoğalmalarıdır. O yüzden siz siz olun kendi yağınızla kavrulun, evinize müdahale ettirmeyin. Ne kendinizi, ne eşinizi n[...]

Mitolojide kadının yaratılışı

2008-09-28T15:59:45.860+03:00

Mitolojide ölümlüler ( yani insanlar) ve ölümsüzler ( yani tanrılar) birarada yaşamaktaymış. Ancak insanlar o dönemde sadece erkeklerden oluşmakta imiş. Tanrılarla o denli laubali olup, sınırsız olmuşlar ki Zeus bu şımarık, ters, ahlaksız , kaba , kendini akıllı ve güçlü sanan aptallar ordusuna, kendilerini hale yola soksun ve incelsinler diye az çok vücutça kendilerine benzeyen ama aslında kendilerinden çok farklı, bir varlık gönderdi"kadınlar". Zeus sanatkar bir tanrı olan ve dahice eşyalar yapan bir tanrı olan oğlu Hephaistos 'a bu işi havale etti. O da toprak ve suyu çamur haline getirerek, kadın şeklini oluşturdu. Kalbine başkalarına uzaktan hoş , parıltılı, göz alıcı , büyüleyici romantik ; yakınına gidince ise "dışı seni, içi beni yakar" türünden kor halinde ateş yerleştirmiş. Tüm tanrı ve periler ona o kadar çok özellik, güzellik ve hediyeler vermişler ki adı Pandora ( tümüyle armağan) olmuş. Afrodit ona vücut modelini ve güzelliklerini , Athena ince ve süslü elbiseler ve bunları giyme hevesini, Hermes ise onun kalbine ihanet , kıskançlık ve aldatıcılık tohumlarını atmış. Zeus ise onu insanlar arasına göndermeden önce bir kutu vererek, bu kutuyu kendisi izin vermeden açmamasını söylemiş. O yeryüzüne gönderilirken ,ateşi dolayısı ile aklı tanrılardan çalarak, insanlara kazandıran Prometheus'un kardeşine yollanmış. Bu sırada Prometheus kardeşini uyararak, Zeus'un göndereceği hediyeyi almamasını, aksi takdirde bu varlıklara uygun davranılmadığında ,yeryüzünde bu varlıkların intiharlar, katliamlar ve savaşlara yol açacağını söylemiş. Ama Prometheus' un kardeşi gördüğü güzellik karşısında her şeyi unutarak, onu erkeklerin dünyasına götürmüş. Bu güzellik abidesi de yeryüzüne indiğinde içindeki merağı yenememiş. Açılması yasak olan kutuyu açıvermiş. Kutu açılır açılmaz içinden acı, şehvet, yalan, ihanet vb. her türden dert bir anda tüm dünyaya dağılıvermiş. Bu sırada olayın korkunç şokundan kurtulabilen Pandora hemen kutunun kapağını kapatabilmiş , ancak kutunun içinde sadece ümit hissi kalabilmiş. Güzellikler kişiler kendi sınırlarını bilip, sevgi karşılıklı hissedilerek olgunluk ve güven ile süslenirse , ayakları yere basar , gerçeklerle bağdaşırsa anlam kazanır. Ancak bu güzelliklerin ardında başka olumlu özellikler ve iç güzelliğin varlığına bakmadan dışsal görünümün büyüsüne kapılmak kişinin kendi ve çevresi için sorunlara yol açabilir. Nice beraberlik ve evlilikler kişilerin birbirlerini gerçek anlamda tanımadan ya da birbirlerine gerçek yüzlerini göstermemeleri, maskeler taşımaları nedeni ile çökmektedir. Kişiler gerçek yüzler ortaya çıktığında aldatıldıklarını ve kullanıldıklarını düşünerek depresyonlara, intiharlara, cinayetlere, evlilik dışı ilişkilere ya da alkolizme yönelebilmektedirler.Önemli olan dıştaki cilaya aldanmayıp, içte durmakta olan umudu, sevecenliği, manevi güzellikleri yakalayıp rezil olmadan vezirliğin tadına varabilmektir.[...]

Mitolojide Hypnos ve günümüzde hipnozun kullanımı

2008-09-28T15:59:13.115+03:00

Hypnos uyku tanrısı olarak tanınmıştır. Kardeşi ölüm tanrısı olan Thanatos’tur. Anneleri gece (nyx) dir. Uyku tanrısı çok eski dönemlerde Anadolu'da da yaşadıkları düşünülen Kimmerler’in ( beyazperdede ve çizgi romanlarda canlandırılan Conan'ın kavmi) yaşadıkları yerlerde ulu bir dağ eteğindeki büyük bir mağarada yaşarmış. Burası loş, gürültüden uzak, dinlendirici bir yermiş. Mağara çevresindeki bazı doğal bitkilerden yayılan gevşetici, rahatlatıcı ve uyku getirici kokular geceleri buradan tüm dünyaya yayılarak insanların uykusunu getirirmiş. İnsanlar da bu durumun sonucunda, günlük stres ve yorgunluklarının vücutları üzerindeki olumsuz etkisini gideren , vücut hücrelerini yenileyen , kendilerini güzel diyarlara götüren rüyalara dalarlarmış. Bu mağaranın içinden akan bir yer altı suyunun sesi de uyku tanrısını uyuturmuş. Mitolojiye göre tanrıça Hera Zeus ile Çanakkale ili sınırlarımızda yer alan Kazdağı ( mitolojideki İda dağı)nda aşk yapmak istemiş. Ancak Zeus Hera’ya karşı çok yakınlık göstermemiş. Tanrılar arasında en kıdemlisi olup, sürekli olarak çalışma temposu içinde olan Zeus ise Hera'yı pek dikkate almıyormuş. Bunun üzerine Hera Hypnos'tan yardım istemiş. Hera Hypnos’a rüşvet vererek ( rüşvetin ne olduğunu sormayın !) onu ikna etmiş. Hypnos Zeus'u uyutmuş ve uykulu iken de Hera Zeusu ikna etmiş. O gün gönülsüz olarak Hera'yla birlikte olan Zeus sonraları şiddetli geçimsizlik sonucu evini ihmal etmiş, mutluluğu evi dışında aramaya başlamış. Sıkça yaşadıkları tartışmalar çevrelerinin de huzurunu kaçırmış, Zeus başka kadınlarla zaman geçirmiş, Ares adlı ( savaş tanrısı) şiddet yanlısı bir çocukları olmuş ve dünya şiddetten, savaştan kurtulamamış. Hera zoraki ve hile ile istediğini elde etmiş etmesine ama mutsuzluk peşini bırakmamış. Tanrıça da olsa mutsuzluk sonucu sinir krizleri geçirip, çevresinde sorunlar çıkararak yaşayıp, sevgiden nasibini alamamış, eşini hep başkaları ile paylaşmak zorunda kalmış. Zeus ise bu davranışlarının sonucunu savaşlar, rüşvetler, ihanetler içinde yüzen bir dünyanın sorumlusu olarak ödemiş. Sizin mutluluğunuzun başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamış olmasına dikkat edin. Rüşvet , yalan dolan, hile hurda ile yapılan işler elbet bir gün sahibini açığa çıkartır. Yanlış hesap Bağdat’tan döner demişler. Rüşvet toplumu çürütür. Alınan çorba paraları bir gün çocuklarının ilaç parası haline gelir. Kıssadan hisse, sonuçta zorla güzellik olmaz, yaptığınız küçük gibi görünen hileler büyük sorunlara yol açabilir. Hipnozun psikiyatride kullanımına gelince aslında her toplumda çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Dinsel ayin ve törenlerde grup hipnozu seklinde şaman törenlerinden , kızılderili büyücülerinin törenlerine dek kullanılmıştır. Çizgi romanlarda (Mandrake) da hipnoz konu edilmiştir. Hipnoz ile kişinin bilinçaltında bulunup, kişiyi rahatsız eden pek çok sorun giderilebilmektedir. Kişi bu esnada yaptıklarının farkında olabilmekte v[...]

Obsesif Kompulsif Bozukluk

2008-09-27T22:28:16.767+03:00

Saplantı zorlantı bozukluğu (SZB) Kişinin önemli sayılabilecek sure vaktini oyalayan (günde 1 saatten daha uzun sure tutan) , belirgin sıkıntıya veya işlevselliğinde önemli ölçüde bozulmaya yol açan tekrarlayıcı obsesyon ya da kompulsiyonlarla suren bir psikiyatri bozukluğudur Obsesyon Saplantı - Nedir? Kişinin isteği dışında gelen Kişinin kabul etmek istemediği uygunsuz olarak düşünülen , belirgin sıkıntıya neden olan sürekli düşünceler , dürtüler ya da göz önüne getirilen görüntü seklinde düşlemlerdir.Bunlar Kişinin kendi denetiminde değildir Kompulsiyon zorlantı Nedir? tekrarlayıcı davranışlar ( el yıkama , sıraya koyma , kontrol etme gibi ) yada zihinsel ( dua etme , sayma , sözcükleri sesiz bir biçimde yineleme gibi )eylemlerdir. Kompulsiyonlar sıkıntıyı gidermek amacı ile yapılmaktadır , bunları yapmaya adeta zorlanmış gibi hissetmektedir.Sıkıntıyı gidermek yada önlemek , korku yaratan bir olayı , durumu etkisizleştirmek yada önlemek üzere tasarlanır En sik görülen depresyonlar pislik ve bulaşma korkularıdır (dokunulan yere mikrop , hastalık bulaşacağı seklinde ) , yineleyen kuşkular ( elektriği acık bırakılıp bırakılmadığı gibi bir eylemi yerine getirip getirmediği konusunda tereddüt etmek gibi ) , bazı şeylerin belirli bir düzen içinde olmasına gerek duyma , saldırgan korkunç dürtüler ( kendine veya çevresine zarar verme , yaralama düşünceleri , çevresindekilerin basına bir kaza geleceği çevresindekilere kotu , uygunsuz şeyler söylenebileceği düşünceleri gibi ) ve cinsel düşüncelerdir ( gözünün önüne tekrarlayarak gelen cinsel görüntülerdir). Kişi mikrop bulaşmasın diye sık sık el yıkayabilir , ellerini , vücudunun diğer bölgelerini deterjanlarla yıkayıp , cildine zarar verebilir , her gün temizlik yapıp , herkesi kendi kurallarına uymaya zorlayabilir, ibadetlerini tam olmuyor veya yanlış yapılıyor diyerek tekrar tekrar yapabilir , belli yerlere basmadan yürümeye çalışıp , yolunu uzatabilir , yakınlarının veya kendisinin basına kotu bir şey geleceğini düşünerek , ilgisiz bir takım şeyleri yapmaya kendisini zorlayabilir ( terlikler düz durmaz ise esinin öleceği , kapıdan dışarı çıkmadan 7 kez duvara dokunmaz ise evde bir terslik olabileceği gibi ) , bir şeyi yapıp yapmadığını , olup olmadığını defalarca başkasına sorma gibi , kendini üzen bir düşüncenin etkisini gidermek için ısrarla dua etme veya başka bir şey düşünme ihtiyacı gibi durumlar gözlenebilir. Ne sıklıkta görülür? %1-1,8 arasında görüldüğü saptanmıştır.Hafif şekilleri de dahil olmak üzere hayat boyu rastlanma orani %5,9 olarak bulunmuştur. Obsesif kompulsif bozuklukta başlangıç yaşı Genellikle ergenliğin başlangıç yaslarında baslarken çocukluk yaslarında da başlayabilmektedir. Hastaların üçte ikisinde belirtiler 25 yasinden önce baslar.% 15 ten az vakanın ise 35 yas sonrasında başladığı saptanmıştır. Ortalama başlangıç yası 20 olup, erkeklerde ortalama 19, kad[...]

Otizm ve çocuk ( otistik )

2008-09-26T21:29:07.399+03:00

Sosyal ilişki, iletişim kurma ve davranış tarzı anormalliklerinin 3 yaş öncesinde başlamış olması gerekmektedir.Toplumdaki yaygınlığı : On bin kişide 4 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok rastlanmaktadır.Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değeri göstermektedir.Otistik bozukluk ölçütleri: A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir.1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin bozukluğun olması.2- Kendi yaş dönemi ile uyumlu olacak şekilde, yaşıtları ile arkadaşlık ilişkisi kuramamak.3- Diğer insanlarla birlikte kendiliğinden , doğal bir şekilde hoşlanılabilecek, ilgi alanları ya da beceri ve başarıları paylaşamama durumu ( ilgisini çeken nesneleri başkalarına gösterememe, onları işaret edememe , onları çevresindekilere verememe gibi davranışlar) .4- Toplumsal ya da duygusal yanıt vermede eksiklik.B-Aşağıdakilerden en az birinin varolması gerekmektedir:1- Konuşulan anadilin ya hiç becerilememesi ya da bunun gecikmesi durumu.2- Yeterli konuşmanın varolduğu durumlarda, başkaları ile konuşmayı başlatmak ya da sürdürmekte belirgin bozukluk.3- Sözcük ya da cümleleri arka arkaya tekrarlayarak ya da anlamsız şekilde kullanarak konuşma durumu.4- Doğaçlama bir şekilde , yaş ve gelişim düzeyine uyan evcilik, hırsız-polis, doktor-hasta vb. oyunları oynayamama durumu.C- Aşağıdaki tekrarlayıcı ilgi, aktivite ve davranışlardan en az birinin varolması durumu:1- Hem miktar olarak sıklık, hem de yoğunluk açısından belli bir nesne ya da konu ile tekrarlayıcı bir şekilde uğraşarak, kısıtlı kalmış ilgi odaklarının bulunması.2- İşlevsel olmayıp, belli bir amaca hizmet etmeyen birbirini izleyen , sıradan belli bir aktiviteyle durdurulamaz derecede uğraşı durumu.3- Herhangi bir hareketi tekrarlayıcı ya da başkasının yaptığı bir hareketin aynısını yapar bir şekilde vücut hareketleri ( parmak şıklatma , parmakları açıp-kapama, omuz oynatma ya da tüm gövdeyi bükme, yumak gibi olma seklinde davranışlar).4- Tekrarlayıcı bir şekilde bazı nesnelerin belirli parçaları ile aşırı uğraşı durumu.Bu yukarıdaki yazılmış olan tüm maddelerden toplam olarak en az altı adedinin varolması gerekmektedir.Sosyal ilişki ya da dil becerisi konularından en az birisinin, çocuk 3 yaş başlangıcına dek gecikmesi veya normal dışı bir şekilde olması durumu.Rahatsızlığın başka bir hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.Otistik Çocukların Özellikleri: Görünümleri yaşıtlarından daha ve kardeşlerinden daha kısa boylu olup, çok sevimli bir görünümleri vardır.Bu çocukların bebekliklerinde bakımı kolay , bırakıldıklarında yerinde duran, çok fazla ağlamayan çocuklar oldukları gözlenmiştir. Bazı hallerde çocukların konuşma ve davranışları normalken, bunların birden bire sonradan sosyal ilişkiden kopup, dil becerilerini kaybettikleri gözlenmiştir. Aileler çocuklarının seslenince yanıt vermemeleri nedeniyle, sağır olduklarını düşünebilmektedirler. Çocuklar gelişimleri esnasında belirli davranış ya da sesleri taklit edemez, nesneleri başkalarına göstereme[...]

Psikiyatrist ve Psikolog Arasındaki Farklar

2008-09-26T21:27:48.961+03:00

Ülkemizde insanlar genelde ruhsal sorunlarla uğraşan insanların tanımlamasını yaparken psikolog yada psikiyatristi aynı anlamda kullanmaktalar. Bu kullanım aslında aldıkları eğitim olarak çok farklı olan iki grubu birbirine karıştırmaktır.

Psikiyatrist tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve gerektiğinde tedavi etme yetki ve bilgisine sahip bir insan ortaya çıkmaktadır. Hem hekim hem de üstüne ruh sağlığı uzmanı.

Oysa psikologlar edebiyat fakültesinin psikoloji bölümünden mezun insanlardır. Normalde psikiyatristler ile birlikte çalışırlar gerekli testleri hastalara uygularlar ve sonuçta psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı olurlar. Bazı özel eğitimlerden sonra psikoterapi yapmaya hak kazanırlar Bu işlev küçümsenemez. Hatta çok faydalı olduğunu da inkar edemeyiz. Ancak psikologların tek başlarına tanı koyma ve tedavi etme yetkisi yoktur. Hele ilaç yazma yetkileri hiç yoktur. Bu yapılmaya başladığı andan itibaren hastaya zarar verme başlamış olur. Bu yüzden müracaat ettiğiniz insan bir psikiyatrist mi yoksa bir psikolog mu iyi ayırım yapın. Hatta mümkünse diplomasını görün. Ve bir sorununuz varsa güvendiğiniz başka bir hekimden referansla gidin.

Feedage.com on Facebook